Akut bronşiolitte başvuru sırasında bakılan hemogram parametreleri hastalığın klinik ciddiyetini ve progresyonunu gösteren erken bir biyobelirteç olabilir mi?


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, KAYSERİ ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MUSTAFA ORHAN DUYAR

Danışman: Binnaz ÇELİK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Bronşiolit, genellikle viral patojenlerin sebep olduğu, bronşiollerin inflamasyonu ile karakterize; iki yaştan küçük çocuklarda izlenen klinik bir tablo olarak kabul edilir. Bu klinik tablo, dakikadaki solunum sayısında artma, soluma işlevi esnasında retraksiyonlar ve hışıltılı solunum olarak özetlenebilir. Akut bronşiyolit tanısı, hastalık ile uyumlu anamnez ve fizik muayene ile konulur. Çocukların 2-4 gün subfebril ateşi, burun tıkanıklığı ve akıntısı olması ve ardından öksürük, wheezing, takipne ve solunum çabasında artış dediğimiz solunum yolu hastalıkları tablosu ile başvurması tanı açısından tipiktir. Ağır klinik gösteren ve sekonder bakteriyel enfeksiyon düşünülen vakalar dışında radyolojik görüntüleme yapılmasına gerek yoktur. Aynı zamanda laboratuvar testleri tanı ve tedavi için rutin olarak önerilmez. Ayaktan tedavi verilen, yatırılarak izlenen ya da solunum yetmezliği bulguları olması nedeniyle yoğun bakım ihtiyacı oluşan akut bronşiolit hastalarının klinik ciddiyetinin erken tespitinin; tedaviye erken başlayarak şiddetli kliniği önlemede önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, hafif-orta-ağır bronşiolitli hastalarda tam kan sayımı ile değerlendirilebilen nötrofil/lenfosit (NLR), trombosit/lenfosit (TLR) oranı, trombosit hacmi (MPV) ve trombosit kitle indexi (PMI) paramatrelerinin hastalığın tanısı ve klinik ciddiyetini göstermede erken bir biyobelirteç olup-olamayacağını göstermek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 01 Ocak 2022 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve klinik olarak akut bronşiolit tanısı alarak çocuk yoğun bakım ve çocuk hastalıkları servislerine yatırılan veya ayaktan takip ve tedavisi yapılan 1-24 ay arası infantlar dahil edildi. Hastaların dosya kayıtları geriye dönük incelenerek hazırlanan veri setine kaydedildi. Başvuru şikayeti, hastalık seyri, hastanın ayrıntılı öyküsü, ek hastalık varlığı, benzer şikayet ile başvuru sayısı, özgeçmiş, soy geçmiş, fizik muayene bulguları ve laboratuvar değerleri detaylı incelendi. Hasta grubu kendi içerisinde, çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniklerine başvurup ayaktan tedavi verilerek izlenen (1. Grup: 105 olgu, hafif bronşiolit), çocuk sağlığı ve hastalıkları servisinde yatırılarak tedavi verilen (2. Grup: 54 olgu, orta bronşiolit) ve çocuk yoğun bakım servisinde yatırılarak tedavi alan (3. Grup: 51 olgu, ağır bronşiolit) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Yoğun bakımda tedavi edilen (51 olgu) grup; entübe takip edilen (9 olgu), yüksek akım oksijen tedavisi alan (36 olgu) ve difüzörlü maske ile oksijen desteği alan (8 olgu) olarak yeniden kategorize edildi. İkinci grubun tamamı çocuk servislerinde takip edilen ve maske ile oksijen desteği alan (54 olgu) hastalardan oluşmaktaydı. Aynı zaman aralığında Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran ve herhangi bir sebeple tam kan sayımı alınmış sağlıklı, ek şikayeti veya infeksiyon bulgusu olmayan 1-24 ay arası 90 sağlıklı çocuk da kontrol grubu olarak alındı. Altta yatan konjenital kalp hastalığı, demir eksikliği anemisi, prematürite öyküsü, tekrarlayan bronşiolit öyküsü, immün yetmezliği olan, astım tanısı almış, herhangi bir kronik hastalığa sahip ve pnömoni tanısı almış olgular çalışmaya dahil edilmedi. Yine başvuru sırasında 1 aydan küçük veya 24 aydan büyük olan çocuklar ile tam kan sayımı alınmadan önce sistemik steroid tedavisi aldığı belirlenenler çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmanın yapıldığı tarih aralığında polikliniklerde tedavisi düzenlenen ve ayaktan takip edilen 621 hafif bronşiolit hastasının tam kan sayımı mevcut olmayan 516'sı çalışmaya dahil edilemedi. Dahil edilen 210 süt çocuğunun 105'i hafif, 54'ü orta şiddetli, 51'i ise ağır bronşiolitli hastalardı. Hastaların 182'si erkek (%60,7), 118'i kız (%39,3) çocuklardan oluşmaktaydı. Çocuklar 1-23 ay aralığında olup, medyan yaş 8,7 aydı. Hastalar takip şekline göre sınıflandırıldığında; ayaktan takip edilen 105 (%35,0), yatarak difüzörlü maske ile O2 desteği alan 60 (%20), yoğun bakım şartlarında yüksek akış O2 desteği alan 36 (%12,0) ve yine yoğun bakım ünitesinde entübe takip edilen hasta sayısı 9'du (%3,0). Yatırılarak takip ve tedavisi yapılan 105 hastanın yatış süresi 1-49 gün aralığındaydı (medyan 3,0 gün). Ağır bronşiolitli infantların WBC değerleri, kontrol grubu ve diğer bronşiolit gruplarına göre anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Ağır bronşiolitli hasta grubunun PLT değerleri de kontrol grubu ve orta bronşiolit hastalarına göre istatistiksel olarak yüksek saptanmıştır (p<0.001). Ağır bronşiolit grubunun NLR ve TLR değerleri de kontrol grubu, hafif ve orta bronşiolit grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,001). Orta ve hafif bronşiolitli hastaların NLR ve TLR değerleri de, kontrol grubundaki sağlıklı infantların NLR ve TLR değerinden istatistiksel olarak yüksek saptanmıştır. Sağlıklı infantların MPV değerleri bronşiolitli gruptan anlamlı yüksek bulunmuşken (p<0,001) bronşiolitli gruplar arasında MPV değerleri açısından istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır. Bronşiolitli infantlar CRP değerleri açısından karşılaştırıldığında; ağır bronşiolitli grupta CRP, hafif bronşiolitli infantlardan istatistiksel olarak anlamlı yüksekken (p=0.001), orta bronşiolitli infantların CRP değerleri ile diğer iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Ağır bronşiolitli hastaların yatış süresi ile MPV ve PMI değerleri arasında istatistiksel olarak önemli pozitif korelasyon bulunmuştur (rho=0,295; p=0,036, rho=0,391; p=0,005). Buna göre MPV ve PMI değerleri arttıkça, hastaların yoğun bakımda yatarak tedavi alma süresinin uzadığı söylenebilir. Sonuç: Çalışmamızda; ağır bronşiolitli infantların beyaz küre ve trombosit sayısı, NLR ve TLR değerleri sağlıklı kontrollerden anlamlı yüksek bulunmuştur. Aynı zamanda NLR ve TLR ağır bronşiolit grubunda diğer bronşiolit gruplarından da anlamlı yüksek bulunmuştur. Bronşiolit şiddeti ile NLR ve TLR düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif korelasyon mevcuttur. Sağlıklı kontrol grubunda MPV değeri hasta gruptan anlamlı yüksek iken, PMI parametresi ise gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. Anahtar Kelimeler: Bronşiolit, MPV, NLR, TLR, PMI