Acil servis koşullarında pulmoner emboli hastalarında inflamatuvar ve trombosit indekslerinin tanısal ve prognostik önemi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AHMET ÇAĞRI DURKAYA

Danışman: Safa DÖNMEZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Pulmoner emboli (PE), pulmoner arterlerin tıkanmasıyla tanımlanan, akut ve yaşamı tehdit edici bir tromboembolik bozukluktur ve çoğu zaman alt ekstremitelerdeki derin ven trombozunun (DVT) bir sonucudur. PE'nin klinik spektrumu sessiz seyirden ölümcül hemodinamik çöküşe kadar değişkenlik gösterir ve dünya genelinde yıllık insidansı yaklaşık 100.000'de 39–115 olarak bildirilmektedir. Özellikle masif PE durumunda 30 günlük ölüm oranı %30'un üzerinde olup, tanısal görüntüleme yöntemlerindeki gelişmelere rağmen mortalite hâlâ yüksektir. Gecikmiş veya uygunsuz tedavi, sağ ventrikül (RV) fonksiyon bozukluğunu, kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyonu (KTEPH) ve sistemik inflamatuvar yanıtları kötüleştirebilir; bu nedenle erken tanı ve risk sınıflandırması çok önemlidir. Geleneksel tanı algoritmaları, klinik olasılık skorlarını (örneğin Wells kriterleri, Revize Cenevre Skoru), D-dimer testlerini ve bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiyografi (BTPA) gibi görüntüleme tekniklerini içerir. Son dönem çalışmalar, PE'nin temel patofizyolojik mekanizmaları olan inflamasyon, tromboz ve endotel disfonksiyonu arasındaki etkileşimi yansıtan hematolojik belirteçlere odaklanmıştır. Sistemik inflamasyon ve trombotik yük göstergesi olarak, NLR (Nötrofil-Lenfosit Oranı) ve PLR (Platelet-Lenfosit Oranı) umut vadeden adaylar olarak öne çıkmıştır. Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) kılavuzları, ekokardiyografik RV disfonksiyonunu ve kardiyak belirteçlerdeki artışı vurgulasa da NLR veya PLR'den bahsetmemektedir. Sistemik inflamasyonun başka bir göstergesi olan Sistemik İnflamasyonun Toplam Endeksi (AISI), nötrofil, monosit, trombosit ve lenfosit sayılarına dayanmaktadır. Bu endeks, inflamasyonun daha geniş bir resmini sunmayı amaçlasa da, idiopatik pulmoner fibrozis ve COVID-19 gibi durumlarda AISI'nin hasta sonuçlarını öngörebildiği gözlemlenmiştir. SII, PE üzerinde incelenmiş ve PE lokalizasyonu ile mortalite arasında bağlantı kurabilen potansiyel bir prognostik belirteç olarak öne çıkmaktadır. Rutin kan testlerinden elde edilen bu iki indeksin x ekonomik ve erişilebilir oluşu, ilerleyen çalışmalarda SII ve AISI'nin karşılaştırılmasının hangi durumda daha etkili olduğunu ortaya koymada büyük önem taşıyacaktır. Bu çalışma, PE hastalarında hematolojik belirteçlerin prognostik değerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle NLR, PLR, AISI ve SII inflamatuvar belirteçleri ile ortalama trombosit hacmi (MPV) ve trombosit dağılım genişliği (PDW) gibi trombosit indekslerinin PE'nin anatomik lokalizasyonu ile ilişkisinin ortaya konması hedeflenmiştir. Materyal ve Method: Bu retrospektif kohort çalışması, 1 Ocak 2022 ile 1 Ekim 2024 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde STROBE yönergelerine uygun olarak gerçekleştirildi. Hastanenin elektronik kayıt sistemi (HiCAMP) ve PACS üzerinden "emboli", "trombüs", "dolum defekti", "PTE", "pulmoner arter tıkanıklığı" kelimelerini içeren toplam 33.418 BTPA raporu incelendi. Vakalar tarandı ve 532 PE tanısı konan hasta ve PE bulgusu olmayan 160 kontrol hastası belirlendi. Dahil edilme kriterleri; ≥18 yaşında olan, BTPA ile akut PE tanısı konan ilk başvuru sonrası 1 saat içinde kan örneği alınan, hastaneye yatış sonrası 2 saat içinde laboratuvar sonuçları bulunan ve 24 saat içinde tam kan sayımı (CBC) yapılan hastalardı. Hariç tutma kriterleri; eksik klinik veriler, gebelik, malignite-hematolojik bozukluklar ve ciddi karaciğer/böbrek yetmezliği olarak belirlendi. Demografik (yaş, cinsiyet, komorbiditeler), klinik (vital bulgular), laboratuvar (NLR, PLR, MPV, PDW, PCT, D-dimer, hs-TnI, NT-proBNP) ve görüntüleme (trombüs konumu) bulgularına ilişkin veriler kaydedildi. Sonlanım noktaları; hastane içi mortalite, yoğun bakım ünitesine yatış, mekanik ventilasyon gereksinimi, hastanede kalış süresi ve 30 günlük tekrar yatışlardı. İstatistiksel analizler SPSS 27 kullanılarak yapıldı; sürekli veriler için One-Way/Welch ANOVA veya Kruskal-Wallis testleri, kategorik veriler için Pearson Ki-kare testi, post-hoc analizler için Bonferroni düzeltmeleri ve ikili lojistik regresyon uygulandı. Bulgular: Çalışmaya PE saptanan 532 hasta ve kontrol grubu için PE saptanmayan 160 hasta dahil edildi. MPV ve PDW değerleri gruplar arasında anlamlı derecede farklıydı (sırasıyla p < 0.001 ve p = 0.015). MPV aralığı kontrol grubunda xi medyan 8.1 iken, Ana Pulmoner grupta 8.9 idi; post hoc analizler, Kontrol-Segmental, Kontrol-Lober ve Kontrol-Ana Pulmoner karşılaştırmalarında anlamlı farklılıklar olduğunu gösterdi. PDW'de, Kontrol ve Lober grupları arasındaki fark belirgin şekilde daha yüksekti. Platelet hacmi ve dağılım genişliği, PE'nin anatomik lokalizasyonu korele bulundu. İnflamatuar belirteçler (NLR, PLR, SII ve AISI gibi) tüm gruplarda anlamlı şekilde artmış şekilde bulundu (hepsi p < 0.001). Kontrol grubunun medyan NLR'si 2.47 iken, Ana Pulmoner grupta 5.93; PLR için 116.36'ya karşı 205.10; SII için 742.5'e karşı 1,562.8; AISI için 435.5'e karşı 744.7 idi. İkili lojistik regresyon analizi, NLR (OR 1.252), PLR (OR 1.016) ve PDW'nin (OR 1.030) anatomik lokalizasyonla güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu gösterdi; AISI ve SII modelde bağımsız prediktörler değildi. ROC eğrisi analizi, NLR'nin en yüksek ayırıcı yeteneğe sahip olduğunu gösterdi. (AUC = 0.761) Sonrasında bunu PLR (0.706), SII (0.687) ve AISI'nin (0.612) olarak takip ediyordu; bu, NLR'nin oranlar arasında umut verici ve üstün bir gösterge olduğunu öne sürdü. Sonuç: Bu çalışmada değerlendirilen dört sistemik inflamasyon indeksi ve diğer değişkenler karşılaştırıldığında, NLR en yüksek ayırıcı güce sahip oldu. Bu indeks, yalnızca grupları ayırt etmede hassas bir gösterge olmakla kalmadı, aynı zamanda ROC analizindeki büyük AUC değeri nedeniyle diğer göstergelerden bağımsız olarak iyi bir prediktör olarak saptandı. Bu durum da onu klinikte PE'nin anatomik lokalizasyonunun belirlenmesi için en iyi aday haline getirdi. PLR orta düzeyde destek sağlarken, SII ve AISI daha çok yardımcı rol oynadı. Sonuçlar, inflamatuar zemine sahip tromboemboli hastalarının hastalıklarının şiddetinin ve PE'nin farklı tutulum lokasyonlarının diskriminasyonunda inflamatuar indekslerin rolünü vurgulamaktadır.