Opere edilen akciğer adenoskuamoz karsinomlu hastalarda klinik ve patolojik özelliklerin sağkalıma etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ATATÜRK GÖĞÜS HASTALIKLARI VE GÖĞÜS CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EZGİ AMİOĞLU
Danışman: İlteriş TÜRK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç Küçük hücreli dışı akciğer karsinomunun bir türü olan adenoskuamoz karsinom (ASC) nadir görülen bir malignitedir. ASC, kötü prognozu ile bilinen ve iki ayrı histopatolojik türü içerisinde barındıran akciğer karsinomudur. Prevelansının az olması nedeniyle bu patolojik türe ait sınırlı sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada ASC'nin klinik, cerrahi, patolojik özelliklerinin tanımlanması, bunların sağkalım üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi ve rezeksiyon türüne göre değişen özelliklerin araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Atatürk Sanatoryum Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Göğüs Cerrahisi Kliniği'nde Ocak 2009 ile Haziran 2019 yılları arasında ASC nedeniyle opere edilen ve bilgilerine eksiksiz olarak ulaşılan 111 hasta çalışmaya dahil edildi. Retrospektif olarak demografik veriler, preoperatif radyolojik bulgular, solunum fonksiyon testi (SFT) parametreleri, cerrahi parametreler, postoperatif patoloji verileri, postoperatif komplikasyonlar, yatış gün sayıları, genel sağkalım (GS) ve hastalıksız sağkalım (HS) süreleri kayıt altına alındı. Verilerin GS ve HS üzerine olan etkileri incelendi. Hastalar rezeksiyon türüne göre sublobar rezeksiyon yapılanlar, lobektomi yapılanlar ve pnömonektomi yapılanlar olarak üç gruba ayrıldı. Hasta verileri gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Sayısal parametrelerinin gruplar arasında karşılaştırılmasında, 2'li gruplar için bağımsız örneklem t testi ve Mann Whitney-U testi kullanılırken, 3'lü grup karşılaştırmasında Kruskal Wallis-H testi kullanıldı. Krukal Wallis-H testinin anlamlı çıkması durumunda, Pairwise Corporation testi kullanıldı. Sağkalım ve hastalıksız sağkalım süresi ile araştırma parametreleri arasındaki ilişkiyi tespit edebilmek için Kaplan Maier analizi ve log-rank testi ile Cox regresyon analizi kullanıldı. xi Bulgular Hastaların 102'si erkek, 9'u kadındı, yaş ortalaması 63,73 idi. Tümör %58,7 oranında periferik lokalizasyonda görüldü. VATS yapılan hastalarda medyan yatış gün sayısı (7 gün) torakotomi yapılanlarınkine göre (8,5 gün) anlamlı olarak daha kısaydı (p=0,04). Postoperatif komplikasyon gelişen hastaların ortalama yatış süresi 13,6 günken; komplikasyon gelişmeyen hastalarda 8,2 gün olarak bulundu (p=0,001). Uzamış hava kaçağı görülen hastaların ortalama yatış süresi 17 gün iken diğer komplikasyonlara sahip olan hastaların ortalama yatış süresi 9 gün olarak tespit edildi (p=0,001). N2a ve N2b evresindeki hastalarda N0 ve N1 evrelerindeki hastalara göre daha düşük 2 yıllık ve 5 yıllık GS-HS oranları saptandı (p=0,001). 2 ve 5 yıllık en düşük (%28,6, %14,3) GS oranı evre IIIB hastalarda görüldü (p=0,002, p=0,020). Hastaların %5'ine sublobar rezeksiyon, %65'ine lobektomi ve %28,8'ine pnömonektomi yapıldığı tespit edildi. Hastaların iki yıllık GS oranı %52,2 ile en düşük olarak pnömonektomi yapılan hastalarda görüldü (p=0,035). Rezeksiyon türüne göre yapılan analizlerde sublobar rezeksiyonlar daha ileri yaştaki (69,5) hastalara uygulanmış olarak, pnömonektomi ise daha genç yaştaki (61,3) hastalara uygulanmış olarak bulundu (p=0,012). Hastaların SFT'lerindeki en düşük ortalama FEV1, sublobar rezeksiyonlarda (1,77 litre, %61,67) görülürken, en yüksek ortalama FEV1 pnömonektomi yapılan hastalarında (2,27, %75,76) görüldü. Sublobar rezeksiyonun periferik tümörlere yapıldığı, pnömonektominin ise santral tümörlere daha fazla yapıldığı bulundu (p=0,001). Tümör boyut ortalaması en yüksek (5,63 cm) pnömonektomi uygulanan hastalarda ve en düşük (3,38 cm) olarak da sublobar rezeksiyon uygulanan hastalarda görüldü (p=0,006). Pnömonektominin daha ileri evredeki hastalara uygulandığı tespit edildi (p=0,010). Pnömonektomi yapılan hastaların çoğunda (%53), plevral invazyon saptanmadı (p=0,02). Sonuç Adenoskuamoz karsinom erkek nüfusta daha fazla görülen ve lokalizasyonu genellikle periferik olan bir KHDAK'tır. Tüm KHDAK'ta olduğu gibi lenf nodu evresinin ve patolojik evrenin ileri olması sağkalımı düşürmektedir. ASC'de yüksek xii lenf nodu metastazı ve yüksek plevral invazyon insidansı mevcuttur. Uygun hastalara cerrahi olarak düşük sağkalım sürelerine sahip pnömonektomi ve sublobar rezeksiyonlar yerine lobektomi planlanmalıdır. Bu sebeple preoperatif invaziv mediyastinal evrelemeye ve tarama programlarına özen gösterilmelidir. Minimal invaziv cerrahi geçiren ve postoperatif komplikasyon gelişmeyen hastaların yatış süreleri daha kısadır.