Birinci trimester stres hiperglisemi oranının (SHR) gestasyonel diyabeti öngörmedeki rolü
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ŞENGÜL KARA EROĞLU
Danışman: Atakan TANAÇAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmanın amacı, Stress Hyperglycemia Ratio (SHR) kullanılarak gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) taramasının gebeliğin ilk trimesterine taşınabilirliğini değerlendirmek, erken dönemde GDM gelişimini saptamak ve buna bağlı gelişebilecek maternal ve fetal komplikasyonların zamanında yönetimine katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif kohort çalışma, 01 Mart 2024-31 Nisan 2025 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı perinatoloji polikliniklerinde izlenen gebeler üzerinde yürütülmüştür. Çalışma, erken gebelik döneminde elde edilen metabolik parametrelerin, ilerleyen gebelik haftalarında uygulanan tanısal test sonuçları ile karşılaştırılması esasına dayanmaktadır. Tüm olgularda ilk trimesterde hemoglobin, beyaz küre sayısı, açlık glukozu ve HbA1c değerleri değerlendirilmiş; 24–28. gebelik haftaları arasında 75 g oral glukoz tolerans testi (OGTT) uygulanmıştır. Stress Hyperglycemia Ratio (SHR), ilk trimester açlık glukozu ve HbA1c değerleri kullanılarak [SHR: akut glukoz değeri (mmol/L) / (1,59 × HbA1c (%) − 2,59)] formülü ile hesaplanmıştır. Anne yaşı, gravida, parite, yaşayan gebelik sayısı, abortus sayısı, ailede diyabetes mellitus öyküsü, vücut kitle indeksi (VKİ) ve polikistik over sendromu öyküsü gibi klinik parametreler de değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen gebelerin ilk trimester biyokimyasal parametreleri kullanılarak hesaplanan SHR değerlerinin, 24–28. gebelik haftaları arasında uygulanan OGTT sonuçlarına göre GDM tanısını öngörmedeki performansı araştırılmıştır. Elde edilen klinik ve laboratuvar verileri, hastane tabanlı elektronik hasta kayıt sistemi ve hasta dosyaları aracılığıyla prospektif olarak kaydedilmiştir.GDM gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında demografik, klinik ve laboratuvar değerleri karşılaştırılmıştır. Açlık glukozu, HbA1c ve SHR'nin GDM öngörüsündeki potansiyelini değerlendirmek amacıyla ROC analizi yapılmıştır. İstatistiksel analizler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 26.0 (IBM Corp., Armonk, NY, ABD) yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir.Sürekli değişkenlerin dağılım özellikleri uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiş, gruplar arası karşılaştırmalar ilgili testler kullanılarak yapılmıştır. P 0,05). HbA1c için yapılan ROC analizinde AUC değeri 0,73 (%95 GA: 0,65–0,81) olarak hesaplanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,01). HbA1c için belirlenen 5,2 eşik değerinde duyarlılık %66,7, özgüllük %67,2 olarak saptanmıştır. Açlık glukozu için yapılan ROC analizinde AUC değeri 0,58 (%95 GA: 0,50– 0,67) olarak bulunmuş ve sonuç istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir (p=0,038). Açlık glukozu için 84,5 mg/dL eşik değerinde duyarlılık %60,8 ve özgüllük %57,5 olarak hesaplanmıştır. SHR'nin GDM öngörüsündeki tanısal performansını değerlendirmek amacıyla yapılan ROC analizinde AUC değeri 0,58 (%95 GA: 0,48–0,67) olarak saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,048). SHR için 14,76 eşik değerinde duyarlılık %55,6 ve özgüllük %52,1 olarak belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma, gebeliğin ilk trimesterinde hesaplanan SHR, açlık glukozu ve HbA1c düzeylerinin GDM gelişimini öngörmedeki tanısal değerlerini birlikte değerlendirmiştir. SHR ve açlık glukozunun GDM gelişimi ile istatistiksel olarak ilişkili olduğu, ancak her iki parametrenin de tek başına yeterli bir tarama aracı olmadığı gösterilmiştir. Buna karşılık, HbA1c'nin daha yüksek ayırt edici güce sahip olması, kronik glisemik yükü yansıtan parametrelerin erken gebelikte GDM öngörüsünde daha belirgin bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, SHR'nin HbA1c ve klinik risk faktörleri ile birlikte değerlendirildiğinde GDM açısından riskli gebelerin erken dönemde belirlenmesine katkı sağlayabilecek yardımcı bir biyobelirteç olabileceği; ancak klinik kullanım alanının netleştirilmesi için daha geniş örneklemli, prospektif ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.