Pankreatik duktal adenokarsinom tanılı hastalarda immünohistokimyasal olarak TROP-2 ekspresyonu, kompleks glandüler patern ve tümör tomurcuklanma varlığının prognostik parametrelerle karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA GÜLHANE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: PELİN SEÇKEN

Danışman: Egemen AKINCIOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

GİRİŞ VE AMAÇ Pankreatik duktal adenokarsinom (PDAK) pankreasın en sık görülen epitelyal neoplazisidir. PDAK glandüler diferansiyasyon gösteren invaziv bir tümördür ve genellikle luminal veya intrasellüler müsin yapımı ile karakterlidir. Kötü prognoz ve yüksek mortalite oranına sahip bu tümörde, yaşam süresi ve prognozu etkileyen en önemli faktör tümörün cerrahi olarak rezeke edilebilmesidir. Ayrıca tanı anında tümör boyutu ve lenf nodu metastazı durumu diğer önemli prognostik parametrelerdir. İlk olarak kolorektal karsinomlarda tanımlanan ve kolorektal karsinomlar için bağımsız prognostik faktör olan tümör tomurcuklanmasının son yıllarda PDAK'ta da prognostik faktörlerle ilişkili olduğu ve rutin raporlama sistemine dahil edilmesi gerektiğini bildiren çalışmalar bulunmaktadır. Daha önce çeşitli solid tümörlerde tanımlanmış olan kompleks glandüler patern varlığı, tümör stroma oranı (TSO) ve tümörü infiltre eden lenfositik yanıt (TİL) düzeyinin, PDAK'ta da önemli parametreler olabileceği ve prognozu etkileyebileceği düşünülmektedir. Trofoblast Hücre Yüzeyi Antijeni-2 (TROP-2) antikoru, aralarında PDAK'ın da içinde bulunduğu pek çok solid organ tümöründe eksprese edilebilmekte olup, bu ekspresyon yeni tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesine olanak sağlayabilmektedir. Ancak literatürde PDAK'ta TROP-2 ekspresyonu ve prognostik parametrelerle ilişkisi hakkında oldukça az sayıda araştırma bulunmaktadır. Çalışmamızda kompleks glandüler patern, tümör tomurcuklanması, TSO, TİL düzeyi gibi histopatolojik parametrelerin ve TROP-2 antikoru ekspresyon düzeyinin prognostik parametrelerle karşılaştırılması amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEMLER 2016–2024 yılları arasında pankreas rezeksiyon materyalinden duktal adenokarsinoma tanısı almış 80 olgudan çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 73 olgu retrospektif çalışmaya alındı. Rezeksiyon materyallerinin H&E boyalı preperatları ışık mikroskobunda iki patolog tarafından (PS, EA) tekrar değerlendirildi. Tümör dokusunda yer alan kompleks glandüler paternin varlığı ve yüzdeleri, tümör tomurcuklanma varlığı ve derecesi, TSO ve TİL düzeyleri belirlendi. Her vakada perinöral invazyon (PNİ), lenfovasküler invazyon (LVİ) ve nekroz varlığı ile lenf nodu xiii metastazı ve cerrahi sınır durumu tekrar değerlendirildi. Her olgu için kompleks glandüler patern ve diğer paternlerin bir arada temsil edildiği bir "formalin-fixed paraffin-embedded" (FFPE) blok seçilerek TROP-2 immünohistokimyasal antikoru uygulandı. TROP-2 değerlendirmesi ''H-skoru'' ve ''İmmün reaktivite skoru (IRS)'' belirlenerek yapıldı. Elde edilen veriler ile prognostik faktörler ve sağkalım arasındaki ilişki araştırıldı. BULGULAR Çalışmamızda bulunan 73 PDAK olgusunun yaş ortalaması 70,2±10,7 olup, %68,5 erkek hasta, %31,5 kadın hasta bulunmaktaydı. Tümör çapı ortalaması 3,71±1,38 cm, medyan değeri 3,5 cm (2,6–4,5) olarak saptandı. Olgularda nekroz varlığı %42,5, LVİ varlığı %77,8, PNİ varlığı %76,7, cerrahi sınır pozitifliği %28,2 oranında mevcuttu. Tümör tomurcuklanma derecesine göre olgular %39,7'si düşük, %20,5'i orta, %39,7'si yüksek olarak gruplandı. Kompleks glandüler patern yüzdesinin medyanı %20'ydi; olguların %31,5'i %50 üzerinde kompleks glandüler patern içermekteydi (kompleks glandüler patern PDAK). Olguların %43,8'i stromadan zengin, %56,2'si stromadan fakir grubundaydı. TİL düzeyine göre olguların %50,7'si düşük, %24,7'si orta, %24,7'si yüksek grubundaydı. T-evresine göre olguların %11,3'ü T1, %50,7'si T2, %38'i T3, N-evresine göre olguların %31,4'ü N0, %40'ı N1, %28,6'sı N2 evresindeydi. Tanı anında evre açısından olguların %3,7'si 1A, %9,3'ü 1B, %16,7'si 2A, %38,9'u 2B, %25,9'u 3. ve %5,6'sı 4. evredeydi. Takip verisi olan 46 hastanın %50'sinde progresyon izlendi. TROP-2 ekspresyonu açısından H-skorunun medyan değeri 160 (105–195) olup, derecelendirildiğinde olguların %23,3'ü düşük, %56,2'si orta, %20,5'i yüksek H-skoruna sahipti. IRS'nin medyan değeri 12 (8–12) olup, olguların %84,9'u "TROP2 yüksek", %15,1'i "TROP-2 düşük" grubundaydı. H-skoru (0-300) ile tanı anında evre (p=0,04) ve kompleks glandüler patern yüzdesi (p=0,03) arasındaki korelasyon analizi sonucunda anlamlı ilişki saptandı. Hskoruna göre olgular gruplandırıldığında korelasyon analizi sonucunda tanı anında evre ile ilişki saptandı (p<0,01). IRS (0-12) değeri ile tanı anında evre grupları arasında Kruskall-Wallis H testi sonucunda anlamlı fark bulundu (p=0,01) ve korelasyon analizi de anlamlıydı (p=0,02). IRS değeri ile kompleks glandüler patern yüzdesi xiv arasındaki korelasyon analizi sonucu da anlamlıydı (p=0,03). IRS değerine göre olgular derecelendirildiğinde, Ki-kare analizi sonucunda IRS skoru ile LVİ (p=0,04), TİL (p=0,04) ve T-evresi (0,02) arasında anlamlı ilişki bulundu. Kompleks glandüler patern yüzdesi için yapılan Mann Whitney U analizi sonucunda nekroz (p=0,01) ve PNİ (p=0,02) durumu açısından anlamlı fark bulundu. Kompleks glandüler patern yüzdesi ile tümör tomurcuklanma derecesi grupları arasında Kruskall-Wallis H analizi sonucunda anlamlı fark bulundu (p=0,02). Tümör çapı açısından yapılan Mann Whitney U analizi sonucunda nekroz (p=0,02) ve PNİ (p=0,01) durumu, Kruskall-Wallis H testi sonucunda N-evresi (p=0,01) arasında fark olduğu belirlendi. Ayrıca Ki-kare analizleri sonucunda; tümör tomurcuklanma derecesi ile nekroz (p<0,01), LVİ (p=0,03) ve PNİ (p=0,01) durumu, nekroz durumu ile PNİ (p=0,02) ve T-evresi (p=0,01), TSO ile LVİ (p=0.02) ve T-evresi (p=0,02), TİL ile cinsiyet (p=0,02), LVİ ile PNİ (p<0,01), N-evresi (p<0,01) ve tanı anında evre (p<0,01), PNİ ile ise T-evresi (p=0,02), N-evresi (p<0,01) ve tanı anında evre (p<0,01) arasında anlamlı ilişki olduğu saptandı. SONUÇ PDAK, kötü prognoz ve yüksek mortalite oranlarıyla seyreden bir neoplazidir. Bu nedenle bu tümörde farklı morfolojik paternlerin varlığının ve yüzdelerinin belirlenmesi, TSO ve TİL düzeyinin değerlendirilmesi, hem hastaların prognozlarını tahmin etmek hem de hastaları risk gruplarına göre ayırarak takip ve tedavi planlanmasının yapılabilmesi açısından faydalı olacaktır. TROP-2 antikorunun ekspresyon düzeyinin belirlenmesinin ise hem hasta prognozu açısından önemli olabileceği, hem de yeni tedavi seçeneklerinin geliştirilmesine olanak sağlayabileceği düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER Kompleks glandüler patern, pankreas, pankreatik duktal adenokarsinom, prognoz, TROP2, tümör tomurcuklanması, tümör stroma oranı, tümöre eşlik eden lenfositik yanıt.