Servikal intraepitelyal neoplazisi olan ve leep işlemi yapılan hastalarda preoperatif sitoloji ve kolposkopik biyopsi sonuçları ile postoperatif nihai patoloji sonuçlarının karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAKIRKÖY DR. SADİ KONUK SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: YAREN YILMAZ PİŞİRİCİ

Danışman: Keziban DOĞAN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışmanın amacı, servikal intraepitelyal neoplazi (CIN) nedeniyle LEEP (Loop Elektrokoter Eksizyon Prosedürü) uygulanan hastalarda preoperatif smear, HPV DNA ve kolposkopik bulguların postoperatif patoloji, cerrahi sınır ve endoservikal tutulum ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya LEEP işlemi uygulanan 322 hasta dâhil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, preoperatif sitolojik ve kolposkopik bulguları ile HPV DNA sonuçları kaydedilmiş; bu veriler postoperatif patoloji sonuçları, cerrahi sınır durumu, endoservikal tutulum ve takip bulguları ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 322 hastanın yaş ortalaması 45,8 yıl olup, en sık görülen smear sonucu negatif olup, ardından HSIL ve ASCUS olarak saptanmıştır. Smear bulguları ile LEEP sonrası patoloji sonuçları arasında anlamlı ilişki bulunmuş olup (p=0,035), yüksek dereceli sitolojik anormalliklerin ileri lezyonlarla uyumlu olduğu görülmüştür. HPV genotip sonucunda en sık HPV 16 tespit edilmiş, ancak HPV tipi ile LEEP sonrası patoloji bulguları arasında anlamlı bir istatistiksel fark saptanmamıştır (p=0,146). Kolposkopik bulgular histopatolojiyle güçlü korelasyon göstermiştir (p<0,001). Cerrahi sınır pozitifliği, özellikle CIN3 ve adenokarsinom olgularında anlamlı biçimde yüksek bulunmuş (p<0,001). Endoservikal tutulumun da yüksek dereceli lezyonlarla ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Postoperatif birinci yıl takibinde smear ve HPV negatifliği benign seyirle, HPV kalıcılığı ise rekürrens riskiyle ilişkilendirilmiştir (p<0,001, p=0,035). Bu bulgular, LEEP sonrası dönemde smear, HPV ve kolposkopik değerlendirmelerin birlikte yorumlanmasının klinik açıdan yüksek öngörüye sahip olduğunu göstermektedir. Sonuç: LEEP sonrası dönemde hem smear hem de HPV DNA testlerinin birlikte değerlendirilmesi, nüks riskinin erken tanısında etkili bir yöntemdir. Cerrahi sınırların ve endoservikal tutulumun dikkatle incelenmesi, kalan hastalık riskini öngörmede büyük önem taşımaktadır. Retrospektif ve tek merkezli tasarımın getirdiği sınırlılıklara rağmen, bu çalışma geniş hasta popülasyonu sayesinde servikal kanser öncüsü lezyonların yönetimine önemli katkılar sağlamaktadır.