Açıklanamayan infertil hastalarda yaşın tedavi sonuçlarına etkisinin belirlenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYŞE SELİN TATLI CANDEMİR
Danışman: Müşerref Banu YILMAZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu araştırma 21-50 yaş arasında, dışlama ve dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalarda, intrauterin inseminasyon (IUI) tedavisi almış olup canlı gebelik elde edilemediği için in vitro fertilizasyon (IVF) tedavisine yönlendirilen hastaların yaşlara göre gebelik başarı oranlarını kıyaslayarak ovaryan stimülasyon tedavilerinin açıklanamayan infertilite üzerindeki yaşa bağlı başarısını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ovaryan stimülasyon protokollerinin açıklanamayan infertilite tedavisindeki rolünü anlamak, belirli yaş gruplarında daha etkin, hızlı, hastalar için daha az yorucu ve daha az maliyetli bir hasta yönetimi sağlamak için önemli olabilir. Elde edilecek bulgularla klinik uygulamaları yönlendirmek, belirli yaş gruplarında seçilecek en uygun tedavi protokolünü belirlemek ve beklentiyi optimize etmek için rehber olması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız tek merkezli gözlemsel retrospektif kohort çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmamızda, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 2020-2025 tarihleri arasında Tüp Bebek polikliniğinde açıklanamayan infertilite tanısı alan hastalar incelenmiştir. Çalışmaya IUI tedavisi alan ve canlı doğumla sonuçlanmadığı için IVF tedavisine yönlendirilen 21-50 yaş arasındaki hastalar dahil edilmiştir. Açıklanamayan infertilite tanısı bir dışlama tanısı olduğu için dışlama kriterleri; erkek faktörü, düşük over rezervi, bilinen veya ultrasonda görülen endometrioma, tubal faktör, polikistik over hastalığı, kronik bir hastalığa sahip olma olarak kabul edilmiştir. 21-50 yaş arası açıklanamayan infertil tanısı almış 101 hastanın IUI ve IVF tedavilerinde ovaryan stimülasyon süreleri, cevapları ve gebelik sonuçları kullanılmıştır. Hastaların gebelik ve doğum süreci takip edilemediğinden gebelik sonuçlarında sadece biyokimyasal gebelik sonuçları alınmıştır. vii Bulgular: Kadın yaşının ilerlemesi, IVF sikluslarında hedeflenen foliküler gelişimi indüklemek için gereken toplam gonadotropin dozunda istatistiksel olarak anlamlı bir artışa (p=0.012) neden olduğu saptanmıştır. Bu durum, biyolojik yaşlanmanın over rezervi üzerindeki hem kantitatif hem de kalitatif baskısını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yaşın artışıyla birlikte toplanan oosit sayısı ve fertilize olan oosit sayısında sayısal bir azalma gözlenmiştir. Özellikle 40 yaş ve üzeri grupta oosit veriminin dramatik şekilde düşmesi, bu yaş grubundaki açıklanamayan infertilite vakalarında "zaman" faktörünün en kritik engel olduğunu kanıtlamaktadır. IUI kolunda yaş grupları arasında gebelik oranları açısından istatistiksel bir fark saptanmamış olsa da ileri yaş grubunda gebeliklerin %4.3 gibi düşük bir oranda kalması dikkat çekicidir. Buna karşın, IVF sikluslarında yaşa bağlı düşük implantasyon potansiyelini kompanse etmek amacıyla transfer edilen embriyo sayısının beklenildiği üzere anlamlı şekilde arttığı (p=0.001) saptanmıştır. Çalışma verilerimiz, genç yaş grubundaki (≤34 yaş) açıklanamayan infertil vakalarında IUI' ın makul bir başlangıç basamağı olabileceğini; ancak 35 yaşından itibaren, özellikle de 40 yaş üzerinde, hastaların daha yüksek başarı oranlarına sahip olan IVF tedavisine doğrudan veya çok daha hızlı bir şekilde yönlendirilmesinin rasyonel bir yaklaşım olacağını göstermektedir. Açıklanamayan infertilite kompleks bir tablodur ve standart testlerle saptanamayan moleküler düzeydeki defektler (oosit maturasyonu, sperm-zona etkileşimi vb.) yaşla birlikte derinleşmektedir. Gelecekte yapılacak olan ve canlı doğum oranlarını temel alan daha geniş örneklemli prospektif çalışmalar, yaşa özgü kişiselleştirilmiş tedavi algoritmalarının geliştirilmesine daha güçlü bir zemin hazırlayacaktır. Sonuç: Açıklanamayan infertilitede "biyolojik yaş", tedavinin seyrini, doz ihtiyacını ve başarı şansını dikte eden en bağımsız değişkendir. Klinisyenlerin, özellikle 35 yaş üstü hasta grubunda agresif tedavi modellerini ve IVF seçeneğini önceliklendirmesi, kümülatif gebelik başarısını optimize etmek açısından hayati önem taşımaktadır.