Obstrüktif uyku apne sendromlu hastaların Pozitif Havayolu Basıncı (PAP) tedavisi öncesi ve sonrası kırmızı hücre dağılımı genişliği, nötrofil-lenfosit oranı ve platelet-lenfosit oranlarının değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, BURSA YÜKSEK İHTİSAS SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YUNUS BİÇERYEN
Danışman: Gülgün ÇETİNTAŞ AFŞAR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Obstrüktif uyku apne sendromu (OSAS), uyku esnasında üst solunum yolunda tekrarlayan parsiyel veya total obstrüksiyonlarla karakterize, multisistemik etkileri bulunan kronik bir hastalıktır. Tanısında altın standart yöntem polisomnografi (PSG) olup, tedavisinde en yaygın yaklaşım pozitif havayolu basıncı (PAP) cihazlarının kullanımıdır. Bu süreçte ortaya çıkan intermitten hipoksi ve oksidatif stres, hastalığın patofizyolojisinde önemli rol oynayarak sistemik inflamatuvar yanıtı tetiklemektedir. Bu bağlamda çalışmamızda, OSAS tanılı hastalarda Sistemik İmmün-Enflamasyon İndeksi (Sİİ), NLR, PLR ve RDW düzeylerinin hastalık şiddeti, hipoksik yük ve komorbiditelerle ilişkisi ile en az 3 aylık etkin PAP tedavisinin bu parametreler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak tasarlanan çalışmaya, 01.01.2021–01.01.2025 tarihleri arasında PSG ile Apne-Hipopne İndeksi (AHİ) >15 saptanarak PAP tedavisi başlanan 200 hasta dahil edilmiştir. Demografik veriler, komorbiditeler ve polisomnografik parametreler kaydedilmiş; ilgili hematolojik belirteçler tedavi öncesi ve en az 3 aylık etkin tedavi sonrası dönemlerde karşılaştırılmıştır. Bulgular: İnflamatuvar belirteçlerin özellikle hastalık şiddeti ve hipoksik yük ile doğrudan ilişkili olduğu saptanmıştır. Parametrelerin AHİ, Oksijen Desatürasyon İndeksi (ODİ) ve toplam apne-hipopne süresi ile pozitif korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. Demografik değişkenlerle anlamlı ilişki bulunmazken, Sİİ düzeylerinin yalnızca hipertansiyon varlığı ile ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca Sİİ'nin hipertansiyonu öngörmede yüksek özgüllük (%90,6), KOAH varlığını dışlamada ise yüksek negatif prediktif değer (%89,8) sergilediği saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Bulgular, OSAS'ta sistemik inflamasyonun hipoksik yük, hastalık şiddeti ve eşlik eden komorbiditelerin birlikte şekillendirdiği kompleks bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Sİİ hastalık şiddeti ile ilişkili bir belirteç olarak dikkat çekerken, NLR ve PLR sistemik inflamatuvar yanıtın pratik ve erişilebilir göstergeleri olarak öne çıkmaktadır. RDW'nin hipoksik parametrelerle ilişkisi ise kronik hipoksinin hematolojik yansımalarını desteklemektedir. Ancak, yeterli PAP uyumuna rağmen bu belirteçlerde anlamlı iyileşme saptanmaması, inflamatuvar sürecin yalnızca solunumsal düzelme ile gerilemediğini göstermektedir. Bu bulgular, OSAS yönetiminde inflamasyonun çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymakta; Sİİ ile birlikte NLR, PLR ve RDW'nin klinik izlemde tamamlayıcı biyobelirteçler olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, bu göstergelerin prognostik ve tedaviye yanıt belirleyici rollerinin netleştirilebilmesi için daha geniş örneklemli, uzun süreli ve prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: OSAS, Sİİ, NLR, PLR, RDW, PAP tedavisi