Yeni tanı tip 2 diabetes mellitus hastalarında tedavi parametrelerinin oksidatif stres ve ateroskleroz üzerine etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAĞCILAR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SEDAT YILDIRIM
Danışman: Ahmet Engin ATAY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET Amaç: Tip 2 diyabetes mellitus (DM) sıklığı hem Dünya genelinde hem de ülkemizde giderek artmaktadır. 1998 yılında tamamlanan TURDEP-1 ve 2010 yılında yapılan TURDEP-2 çalışmalarının sonuçlarına göre ülkemizde DM sıklığı dramatik şekilde artmıştır. Bu çalışmalara göre 1998 % 7 olan DM sıklığı 2010 yılında % 13.7'ye yükselmiştir. Ateroskleroz hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde mortalite ve morbititenin başta gelen nedenlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Ateroskleroz diyabetin en önemli makrovasküler komplikasyonlarından biri olup diyabetik hastalarda sık görülen serebral vasküler hastalıklar, iskemik kalp hastalıkları, periferik damar hastalıklarının oluşmasında dominant rol oynar. Yapılan birçok çalışmada oksidatif stresin diyabetin patogenezinde, hem mikrovasküler hem de makrovasküler komplikasyonlarının ortaya çıkmasında ve bu komplikasyonların ilerlemesinde rol oynadığı görülmüştür.Biz bu çalışmada son 3 ay içinde tip 2 diyabetes mellitus tanısı alıp farklı tedaviler başlanmış hastaları tanı anında ve 6. ayda oksidatif stres parametrelerini (total antioksidan kapasite, glutatyon peroksidaz, süperoksid dismutaz) ve ekokardiyografik ölçümlerini karşılaştırdık. Farklı yaş ve tedavi gruplarındaki DM hastalarında, hastalık komplikasyonları ve progresyonunda rol oynayan oksidatif stres markerlarında değişimi olup olmadığı ve bunların ekokardiyografik yansımalarının belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran toplam 81 yeni tanı tip 2 diyabetik hasta HbA1c değeri 10 olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hastaların hemogram, biyokimya parametreleri,glutatyon peroksidaz(GPx), süperoksit dismutaz(SOD), total antioksidan kapasite(TAC) ve ekokardiyografik(EKO) olarak asendan aorta çapı ve sol ventrikül end diyastolik çapları tedavi öncesi ve 6 aylık takip sonrası ölçülerek elde edilen sonuçlar birbirleri ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda grupların başlangıç ve 6.ay SOD, GPx ve TAC ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmezken; başlangıç ve 6. Ay TAC ortalamaları incelendiğinde 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş görülmüştür (sırasıyla p=0,0001,p=0,002, p=0,0001). HbA1c 10 grubunun da SOD ve TAC değerlerinde 6.ay ortalamaları başlangıca göre düşme göstermiştir (sırasıyla, p=0,017, p=0,001 ). Grupların başlangıç ve 6.ay ejeksiyon fraksiyonu sol ventrikül end. diyastolik kalınlık ve asendan aorta çapı ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmemesine rağmen asendan aorta çapı 6. ayda, tanı anına göre 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir (sırasıyla p>0,0001, p>0,03, p>0,0001). Oksidatif stres parametreleri ile ekokardiyograf bulguları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon izlenmedi. Sonuç:Çalışmamızda kan şekeri regülasyonu iyi, orta ve kötü olan grupların hepsinde antioksidan parametrelerin birbirleriyle sıkı korelasyonu bu moleküllerin oksidatif strese karşı birlikte rol aldığının kanıtı olarak değerlendirilmiştir.Ayrıcatotal antioksidan kapasitenin (TAC) oksidatif stresi ve hastalık progresyonunu yansıtmakta süperoksit dismutaz(SOD) ve glutatyon peroksidaza(GPx) göre daha değerli olduğu değerlendirilmiştir. Ekokardiyografik parametrelerden asendan aorta çapının aterosklerozu erken göstermede ejeksiyon fraksiyonu(EF) ve sol ventrikül end. diastolik kalınlık(SVEDK) gibi parametrelerden daha güvenilir olduğu sonucuna varılmıştır. Fakat SOD, GPx, TAC, EF, SVEDK ve asendan aorta çapı gibi parametreler arasında istatistiksel anlamlı sonuç izlenmemiştir. Daha geniş ölçekli ve daha uzun takip süreli çalışmalarla daha anlamlı bir sonuca varacağımızı düşünmekteyiz.