Kutanöz vaskülit tanısı alan hastaların direkt immunfloresan incelemelerinin klinik ve laboratuvar bulgularıyla korelasyonunun değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL HAYDARPAŞA NUMUNE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ESRA SOYLU

Danışman: Şirin YAŞAR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Kutanöz vaskülit, etkilediği dokuda kanama veya iskemik olaylara neden olabilen, histopatolojik olarak kan damarlarının duvarında hasar ve inflamasyonun görüldüğü bir durumdur. Cilde sınırlı olabileceği gibi pek çok organ sistemini aynı anda etkileyebilir. Vakaların klinik, laboratuvar ve histopatolojik bulgularının bir bütün olarak değerlendirilmesi tanı koyma aşamasında oldukça önem taşır. Kutanöz vaskülitlerde direkt immunfloresan mikroskopide (DİF) immun depolanmalar (özellikle IgG, IgM, IgA ve Kompleman C3) gözlenebilir.Dünya literatüründe çeşitli pozitiflik oranları bildiren çalışmalar mevcuttur. Fakat bu çalışmalarda DİF bulguları ile laboratuvar parametrelerinin ve deri dışı organ tutulumlarının arasındaki ilişki ile ilgili çelişkili sonuçlar mevcuttur. Bu konuda daha geniş hasta popülasyonlarının dahil edildiği çalışmalara ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın amacı kliniğimize başvuran kutanöz vaskülit tanılı hastaların direk immunfloresan (DİF) inceleme sonuçlarının, hastaların klinik ve laboratuvar bulgularıyla korelasyonunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma etik kurul onayı alındıktan sonra retrospektif olarak hastane kayıtları incelenerek yapıldı. Çalışmaya Ocak 2010-Kasım 2022 tarihleri arasında Haydarpaşa Numune Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Kliniğine başvuran, klinik ve histopatolojik olarak kutanöz vaskülit tanısı alan 195 hastanın 123 tanesi cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin dahil edildi. Histopatolojik olarak tanısı şüpheli olan ve verileri eksik olan 72 hasta çalışma dışı tutuldu. Hastaların tanı anındaki yaşı, cinsiyeti, semptomları, etiyolojileri, kullandıkları ilaçlar, ek hastalıkları, laboratuvar ve DİF bulguları retrospektif olarak değerlendirildi. İstatistiksel analiz için SPSS 15.0 for Windows programı kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler; kategorik değişkenler için sayı ve yüzde, sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma, minumum, maksimum olarak verildi. Sayısal değişkenler normal dağılım koşulunu sağlandığından bağımsız grup karşılaştırmaları Student t test, ikiden çok grup karşılaştırmaları One-way ANOVA Testi ile analiz edildi. Bağımsız gruplarda oranlar Ki Kare Analizi ile karşılaştırıldı. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 48,0 iken tüm yaş aralıklarında kadın cinsiyet oranı daha yüksekti. Hastaların %61,79'unda alt ekstremite tutulumu varken, en sık görülen lezyonlar peteşi, purpura (%69,11) idi. Hastaların %56.1'i idiyopatik iken ,etiyolojide sırasıyla ilaçlar (%19,5), enfeksiyon (%18,6), malignite (%8,94), otoimmun hastalık (%5,69) ve aşı (%0,81) yer almaktaydı. HSP ve ürtikeryal vaskülit hastalarında eozinofili saptanırken, diğer laboratuvar bulgularında anlamlı fark yoktu. DİF incelemede en sık C3 birikimi varken bunu sırasıyla IgA, IgM ve IgG izlemekteydi. HSP tanılılarda, etiyolojisinde enfeksiyon ya da ilaç olanlarda ve genç hastalarda IgA birikimi daha fazla saptandı. Akut dönemde yapılan DİF incelemede DİF ve C3 pozitifliği saptama oranı daha yüksekti. DİF ve C3 pozitif hastalarda CRP yüksekliği, DİF ve C3 negatif hastalarda RDW yüksekliği oranı daha fazlaydı. En sık sistemik tutulum böbrek ve eklem tutulumu iken, DİF bulgularıyla sistemik tutulum arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda kutanöz vaskülitler genel olarak orta yaş kadınlarda daha fazla iken HSP daha genç hastalarda görülmüştür. HSP ve ÜV tanılı hastalarda tam kan sayımında eozinofil yüksekliği diğer hastalara göre anlamlı olarak daha fazla saptanmıştır. C3 birikimi 4 haftadan kısa süreli vakalarda ve peteşi, purpura lezyonlarından yapılan incelemelerde daha fazla bulunmuştur. IgA birikimi enfeksiyon veya ilaç nedenli gelişen vaskülitlerde, genç hastalarda ve HSP tanısı alanlarda daha fazla görülmüştür. DİF pozitiflik oranının yüksek olduğu akut dönemde CRP yüksekliği anlamlı iken, DİF negatifliğinin arttığı kronik dönemde ise RDW yüksekliği inflamasyonun şiddeti hakkında fikir verebilir. Çalışmamızda DİF bulguları ile sistemik tutulum arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Anahtar Kelimeler: kutanöz vaskülit, DİF inceleme, eozinofili, RDW, sistemik tutulum