Respiratuvar distres sendromu prognostik faktörlerin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYŞEGÜL KÖR
Danışman: Ufuk ÇAKIR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET Amaç: Respiratuvar Distres Sendromu (RDS) ile ilişkili çeşitli risk faktörleri literatürde tanımlanmış olmakla birlikte, bu faktörlerin hastalığın komplikasyonları ve prognozu üzerindeki etkilerine yönelik veriler sınırlıdır. Çalışmamızda, RDS tanısı alan olguları, postnatal dönemde sürfaktan tedavisi uygulananlar ve uygulanmayanlar olmak üzere iki gruba ayırarak sınıflandırdık. Bu doğrultuda, belirlenen prognostik faktörlerin, sürfaktan tedavisi alan ve almayan gruplar üzerinde farklı etkiler gösterip göstermediğini değerlendirmeyi amaçladık. Elde edilen veriler doğrultusunda RDS risk faktörlerini saptayarak daha sonraki uygulamalarda klinik yaklaşımlar ile tedavi süreçlerinin iyileştirilmesi,hastalık ile ilişkili morbidite ve komplikasyonların ileride en aza indirilmesini hedefledik. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi ve Kadın Doğum Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, 1 Eylül 2019 ile 31 Aralık 2024 tarihleri arasında yatırılan, gebelik haftası ≤32 hafta veya doğum ağırlığı ≤1500 gram olan yenidoğanların, RDS açısından antenatal, natal ve postnatal döneme ait prognostik faktörlerinin retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı araştırma yöntemiyle değerlendirilmesi planlanmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen bireylerin %38.5'inde (n=156) sürfaktan ihtiyacı yok iken, %61.5'nin (n=249) sürfaktan ihtiyacının var olduğu belirlenmiştir. Bireylerin %45.2'si (n=183) kız, %54.8'i (n=222) erkektir. 28 hafta altında doğmak ve düşük doğum ağırlığına sahip olmak RDS ile ilişkili bulunan ana parametrelerdir. Düşük 1. ve 5. dakika apgar skorları, düşük yatış MAP kan basıncı değerleri, yüksek ilk FiO2 değeri, gecikmiş tam enteral beslenmeye geçiş günü, yüksek CRIB II ve SNAP-PE II skoru, uzun süre MV ve O2 desteği alma süresi, düşük ilk ph, pCO2, HCO3, ilk BE, yüksek ilk laktat, PRC, IL-6 ortalaması, doğumda canlandırma,ilk gün mayi miktarı, 7.gün enteral beslenme miktarı, ENS, GNS varlığı,PN 28.gün ve düzeltilmiş 36.haftada solunum desteği varlığı,PN 28.günündeki Fİ02 yüzdesi, pnömotoraks, pulmoner kanama, PDA, BPD, NEK, ROP, IVK,mortalite durumu RDS ile ilişkili saptanmıştır. Sonuç: İlerleyen tıbbi olanaklar ve üniteler arasındaki RDS prognostik faktörlerinin değişmesi nedeniyle ünitemizde RDS için güncel prognostik faktörleri değerlendirilmiştir. Hastalarımızda RDS için en önemli prognostik faktörü düşük doğum ağırlığı, ilk Fi02 değerinin yüksek olması, ilk gün mayi miktarı arttıkça RDS olan hastalarda sürfaktan alma ihtiyacının gerçek risk faktörü olduğunu bulduk. Sürfaktan alan bireylerde hemodinamik anlamlı duktus olup medikal tedavi medikal tedavi ihtiyacı artmaktadır. Çok düşük doğum ağırlığındaki prematüre bebeklerin sağ kalımındaki artan sıklık nedeniyle RDS' nin daha uzun yıllar toplumun önemli sağlık sorunlarından biri olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu hastalıkla ilgili prognostik faktörlerinin belirlenmesi ile hem tedaviyi hem de erken tanı konulmasını hedefleyen daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Respiratuvar Distres Sendromu, prematürite, prognostik faktörler