Geriatrik populasyonda femur boyun kırıklarının hemiartoplasti ile tedavisinde protez açısının spinopelvik uyum ile ilişkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AHMET EFE AKKUŞ
Danışman: Uğur TİFTİKÇİ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Femur boyun kırıkları yaşlı popülasyonda sık görülen kırıklardır ve tedavi edilmezlerse hastalarda kalıcı sakatlık durumu oluşturabilmekte ve yaşamı tehdit edici bir hale gelmektedir. Femur boyun kırığı olan yaşlı hastaların tedavisinde parsiyel kalça artroplastisi veya total kalça artroplastisi tercih edilmektedir. Bu tercih hastanın beklentisine, komorbid durumu gibi pek çok faktöre dikkat edilerek yapılmaktadır. Yaşlı popülasyonda sık görülen bir kırık olan femur boyun kırığı için yapılan artroplastilerde, dislokasyon korkulan bir komplikasyondur. Son yıllarda total kalça artroplastisi yapılırken spinopelvik parametrelerin dikkate alınması gerektiği görüşü yaygınlaşmaktadır. Literatürde parsiyel kalça protezi ile spinopelvik ilişkiyi araştıran bir çalışma yoktur. Çalışmamızda Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nde Ocak 2022- Ağustos 2024 yılları arasında femur boyun kırığı ve intertrokanterik kırık sonrası hemiartroplasti uygulanmış olan hastalar taranmış, 65-95 yaş arasında, komorbid durumu cerrahiye engel oluşturmayan, ilgili kalçadan daha önce cerrahi geçirmemiş olan, ek kemik ve organ yaralanması olmayıp protez yapılmasına engel bir enfeksiyon kaynağı olmayan 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların karşı kalça anteversiyonları budin grafisi ile ölçümleri kaydedildi. Cerrahi sırasında en az bu ölçüm kadar anteversiyon verilmesi hedeflendi. Cerrahi sonrası opere edilen kalçaya budin grafisi çekilerek cerrahi sırasında verilen anteversiyon değeri hesaplandı. Hastaların spinopelvik parametre ölçümleri 2D ve 3D BT görüntüleri üzerinden yapıldı. Hastaların spinopelvik değerleri ile cerrahi sonrası çıkık gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığı Student T testi ve Pearson testleri kullanılarak araştırıldı. 5 hastada cerrahi sonrası dislokasyon geliştiği görüldü. Hastaların istatistiksel analizinde, pelvik insidans, sakral slop, posterior pelvik eğim ve spinopelvik tilt ile anterior pelvik eğim arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Çıkık gelişimi ile spinopelvik parametreler karşılaştırıldığında, opere edilen kalça anteversiyonunun karşı kalçaya göre daha az verilmesinin çıkık gelişimi ile anlamlı ilişkisi olduğu görüldü. (p=0,001) Anterior ve posterior pelvik eğimin düşük olması ile çıkık gelişimi arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Spinopelvik tilt ile çıkık gelişimi arasında fark bulunamadı. Sonuç olarak, hemiartroplastide spinopelvik parametrelerin değil anteversiyon değerinin öne çıktığını görmekteyiz. Preop budin grafisi ile cerrahi yapılmayacak olan kalçanın anteversiyon değeri ölçülmesinin cerrahi sırasında verilmesi gereken anteversiyon değeri açısından önemli olduğunu düşünüyoruz. Bulgularımız, cerrahi sırasında hedeflenen anteversiyon değerinin altında kalabildiğimizi göstermektedir. Cerrahi sırasında hastanın bowing'inin de göz önünde bulundurularak, intraop hedeflenen anteversiyonun en az karşı kalça anteversiyonu kadar olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumun anterior sıkışma yaratıp posterior çıkığa neden olmaması için intraop stabilite kontrolü yapılmasını ve gerekli durumlarda anterior kapsül gevşetmesi yapılmasını öneriyoruz.