Subsegmental pulmoner tromboemboli tanısında pulmoner ven işaretinin önemi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: TAHSİN YAHŞİ
Danışman: Çigdem BİBER
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Subsegmental pulmoner emboli (SSPE), çok dedektörlü BT kullanımı ile daha sık tanınmaya başlamış ve artık tüm akut PTE vakalarının yaklaşık %10'unu oluşturmaktadır. Ancak SSPE saptanma oranlarındaki artış, PTE'ye bağlı mortalitede belirgin bir azalma sağlamamış; bu da SSPE'nin klinik öneminin tartışılmasına ve olası aşırı tanıya işaret etmektedir. SSPE tanısında solunum veya hareket artefaktları nedeniyle yalancı pozitif BT pulmoner anjiyografi (BTPA) bulguları görülebilmekte ve bu durum gereksiz antikoagülasyon riskine yol açabilmektedir. Pulmoner ven işareti (PVİ), BTPA'nın erken arteriyel fazında bir veya birden fazla pulmoner venden kontrast dolumunun diğer venlere kıyasla homojen defekt şeklinde izlenmesi olarak tanımlanır; bu bulgu, arteriyel tıkanıklığın etkilediği bölgede venöz geri akımın azalmasına bağlı ortaya çıkar. Akut PTE olgularında PVİ varlığının düşük duyarlılığa (~%30) karşın yüksek özgüllüğe sahip olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, SSPE olgularında PVİ'nin tanısal değeri hakkında literatürde sınırlı veri bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, SSPE tanısında BTPA üzerinde PVİ varlığının tanıya katkısını değerlendirmek ve PVİ'nin duyarlılık, özgüllük ile öngörü değerlerini belirlemektir. Ayrıca PVİ pozitif olguların klinik ve laboratuvar özellikleri incelenerek, bu özgün bulgunun laboratuvar değerleri ilişkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, PTE şüphesiyle BTPA uygulanan toplam 158 hasta dahil edilmiştir (SSPE grubu n=79; kontrol grubu n=79). SSPE grubunu yalnızca subsegmental düzeyde pulmoner arter embolisi saptanan hastalar oluştururken, kontrol grubunda BTPA'da trombüs izlenmeyen hastalar yer almıştır. Tüm BTPA görüntüleri incelenerek her olguda PVİ varlığı kaydedildi. Ayrıca hastaların demografik verileri, laboratuvar testleri [D-dimer, C-reaktif protein (CRP), beyaz küre (WBC)], kardiyak ölçümleri [ejeksiyon fraksiyonu (EF), sistolik pulmoner arter basıncı (sPAB)] , alt ekstremite venöz Doppler ultrasonografi bulguları (derin ven trombozu varlığı) ve radyolojik bulguları geriye dönük olarak kaydedildi. Hasta ve kontrol grupları klinik ve laboratuvar parametreler açısından karşılaştırıldı. SSPE tanılı grupta PVİ saptanma oranı belirlendi; PVİ pozitif ve negatif hastalar arasında cinsiyet, embolinin yerleşim bölgesi (sağ, sol veya bilateral) ve eşlik eden DVT varlığı değerlendirildi. Ayrıca PVİ (+) ve PVİ (–) SSPE hastalarının yaş, EF, sPAB, D-dimer, CRP ve WBC değerleri karşılaştırılarak istatistiksel fark olup olmadığı incelendi. CRP düzeyinin PVİ varlığını öngörmedeki başarısı receiver operating characteristic (ROC) eğrisi analizi ile değerlendirildi. Son olarak, PVİ'nin SSPE tanısındaki duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerleri hesaplandı. Bulgular: SSPE grubundaki 79 hastanın 19'unda (%24,1) BTPA ile pulmoner ven işareti saptandı; buna karşılık kontrol grubundaki 79 hastanın hiçbirinde PVİ izlenmedi. Bu bulguya göre PVİ varlığının SSPE tanısını öngörmedeki özgüllüğü %100, duyarlılığı ise %24 olarak hesaplandı. SSPE hastalarında embolinin sağ, sol veya bilateral yerleşimine göre PVİ görülme sıklığında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Diğer taraftan, SSPE grubu laboratuvar bulguları kontrol grubuna kıyasla belirgin olarak yüksekti: SSPE hastalarında ortalama D-dimer, sPAB, CRP ve WBC değerleri kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (her biri için p 0,05). CRP düzeyinin PVİ öngörme performansı ROC analizi ile değerlendirildi; en iyi cut-off değeri 20,25 olarak bulundu (eğri altında kalan alan 0,706; p=0,007). CRP ≥20,25 değeri için PVİ varlığını öngörme duyarlılığı %73,7, özgüllüğü %67,8 olarak hesaplandı. Sonuç: Sonuç olarak, subsegmental düzeydeki akut PTE olgularında pulmoner ven işareti nadir görülmekle birlikte, varlığı yüksek özgüllükle gerçek bir emboliyi işaret etmektedir. Çalışmamızda PVİ pozitif olgularda inflamatuvar yanıt markırı olan CRP düzeylerinin anlamlı derecede yüksek saptanması, bu bulgunun daha geniş bir trombüs yükü veya belirgin perfüzyon bozukluğu ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. SSPE tanısında tek başına PVİ yokluğu tanıyı ekarte etmese de PVİ varlığı görüntülemede saptanan bir embolinin klinik açıdan anlamlı olabileceğine dair güçlü bir kanıt sağlar. Klinik pratikte BTPA incelemelerinde PVİ'nin değerlendirilmesi, özellikle sınırda veya şüpheli SSPE olgularında tanısal güveni artırarak gereksiz antikoagülasyon kararlarının önüne geçmeye yardımcı olabilir. Literatürde sınırlı sayıda incelenen bu konuda, çalışmamız PVİ'nin SSPE tanısındaki rolüne dair özgün bir katkı sunmakta ve bu belirtecin ileri klinik uygulamalardaki potansiyel değeri hakkında önemli bir farkındalık sağlamaktadır.