BI-RADS 4 meme lezyonlarında eksizyonel biyopsi endike olduğunda onkoplastik yaklaşımın rezeksizyon oranlarına etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: İSMAİL HAKKI ŞENCAN

Danışman: Serap EREL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Onkoplastik meme cerrahisi, memede endikasyon doğrultusunda eksize edilen doku çıkarılırken aynı zamanda çeşitli rekonstrüksiyon teknikleriyle memenin doğal görüntüsünün korunduğu, çıkarılmak istenen doku onkolojik prensiplere uygun olarak geniş sınırlarla çıkarılırken aynı zamanda kozmetik olarak da ideal sonuçların hedeflendiği cerrahi yaklaşımdır. Malign olduğu bilinen vakalarda uygulanabildiği gibi malignite açısından şüpheli lezyonlarda eksizyonel biyopsi yapılırken de kullanılmaktadır. Çalışmamızda, meme kanseri açısından şüpheli ve tanının netleştirilebilmesi için eksizyonel biyopsi yapılmasının gerekli olduğu olgularda onkoplastik tekniğin kullanımının standart cerrahi tekniğe göre re-eksizyon ihtiyacını azaltıp azaltmadığını inceledik. Gereç ve Yöntem: Bu tez çalışmasında, SBÜ Ankara Eğitim Araştırma Hastanesinde, 01.01.2019-31.12.2024 tarihleri arasında BI-RADS 4 meme lezyonu sebebiyle eksizyonel biyopsi yapılan hastalar retrospektif olarak incelenmiştir. Hariç tutulma kriterleri uygulandıktan sonra 79 hasta standart teknikle, 108 hasta ise onkoplastik teknikle opere edilenler olmak üzere toplam 187 hastadan oluşan bir çalışma evreni oluşmuştur. Standart ve onkoplastik cerrahi grupları eksizyonel biyopsi sonrası re-eksizyon ihtiyacı açısından kıyaslanmıştır. Çalışmamızda iki grup arasında yaş, eksize edilen lezyonun lokalizasyonu ve çapı, spesimen patoloji sonucu ve postoperatif komplikasyonlar gibi parametreler de sekonder sonlanım noktaları olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde her iki cerrahi teknikle opere edilen hasta grupları arasında postoperatif re-eksizyon ihtiyacı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (p=0,967). İki grup arasında opere edilen hastaların yaşları (p=0,301), eksize edilen lezyonların spesimen patoloji sonuçlarının benign veya malign olma oranları (p=0,701), lezyonların BI-RADS alt tipleri (p=0,092) açısından da anlamlı bir fark izlenmemiştir. Onkoplastik teknikle opere edilen hastaların ortanca lezyon çaplarının standart gruba göre daha büyük olduğu gözlense de bu fark istatistiksel olarak anlamlı olmamıştır (p=0,190). Standart teknikle opere edilen hastalarda onkoplastik teknik kullanılanlara göre üst dış kadran lezyonlarının oranı anlamlı olarak fazla görülmüştür (p=0,049). İki grup arasında postoperatif komplikasyonlar açısından onkoplasti grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu izlenmiştir (p=0,048). Çalışmamızda komplikasyonlar ağırlıklı olarak seroma şeklinde olmuş ve bu hastalar poliklinik takibiyle yönetilmiştir. Çalışmamızda komplikasyon nedeniyle re-operasyon ihtiyacı olan yalnızca 1 hasta olmuş (%0,5) ve onkoplasti grubunda olan bu hasta kanama nedeniyle tekrar operasyona alınmıştır. Sonuç: Çalışmamıza göre onkoplastik meme eksizyonel biyopsi tekniği reeksizyon ihtiyacı açısından standart teknikle benzer sonuçlara sahiptir. Günlük cerrahi pratikte, özellikle kitle/meme oranının büyük olduğu benign veya malign meme lezyonlarında onkoplastik teknikler kullanılmaksızın meme koruyucu cerrahi yapmak oldukça güç olabilmektedir. Bu nedenle onkolojik prensiplerle beraber yüz güldürücü kozmetik sonuçların da amaçlandığı onkoplastik tekniklerin meme kanseri açısından şüpheli lezyonlarda eksizyonel biyopsi yapılırken kullanılmasının bu konudaki cerrah deneyimini artıracağını düşünüyoruz