Sezaryen operasyonu geçiren hastalarda istmosel (sezaryen skar defekti) oluşumu gözlenen ve gözlenmeyen olguların sonoelastografik değerlendirilmesi ve klinik önemi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ADANA TIP FAKÜLTESİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: NİZAMETTİN BALCI
Danışman: Raziye NARİN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Sezaryen Operasyonu Geçiren Hastalarda İstmosel (Sezaryen Skar Defekti) Oluşumu Gözlenen ve Gözlenmeyen Olguların Sonoelastografik Değerlendirilmesi ve Klinik Önemi Giriş: Sezaryen (CS) ameliyatından sonra oluşabilen komplikasyonlardan biri olan ve istmosel olarak adlandırılan sezaryen skar defekti oranı son günlerde giderek artmaya başlamıştır. Dünya genelinde istmosel sıklığı %6,2 ile %36 arasında değişmekte olup ortalama değeri %21,1'dir (85). İstmosel uterus ön duvarda önceki sezaryen skar hattında kese görünümünde myometrial bir defekttir. Niş, divertikül, poş diyede adlandırılmaktadır. İstmosel oluşumunda etkili olduğu bilinen bazı faktörler mevcuttur. Bunlar geçirilmiş CS doğum sayısı, sezaryen yapılan hastalarda uterin alt segmentin oluşup oluşmadığı yada servikal dilatasyonun olup olmadığı, uterin insizyonun lokalizasyonu, uterin pozisyon, insizyon hattının kapatılması sırasında uygulanan cerrahi teknik, cerrahi sonrasında oluşan yapışıklıklar, yara iyileşmesini engelleyen durumlardır (10,11). Literatür incelendiğinde istmosel oluşumu ile ilgili yapılan çalışmaların bir çoğu uterus kapatma teknikleri üzerinedir. İstmosel gelişimindeki potansiyel risk faktörleri ve önleyici girişimler tanımlanmaya çalışılmıştır. İstmosel etiyolojisiyle ilgili çok sayıda çalışma yapılmış olmasına rağmen etyolojik sebep tam olarak aydınlatılamamıştır. Amaç: Çalışmamızda İstmosel oluşumunda doku elastikiyetinin bir öneminin olup olmadığını, istmosel oluşumu gözlenen ve gözlenmeyen olgularda myometrial dokunun sonoelastografik olarak karşılaştırılması ve klinik önemini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve yöntemler: Bu çalışma 1 Haziran 2021 ile 1 Nisan 2022 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma hastanesi kadın hastalıkları ve doğum polikliniğe başvuran hastalarda yapılmıştır. Çalışmaya 18-45 yaş arası, bir veya birden fazla geçirilmiş sezaryen öyküsü olan, sezaryen operasyonu hastanemizde yapılmış, son sezaryen sonrası en az altı hafta geçmiş, ultrason muayenesinde istmoseli olduğu tespit edilen 30 hasta ve istmoseli olmayan 30 hasta dahil edildi. Dışlama kriterleri; hastanemiz dışında sezayen operasyonu olan, gebelik durumu, uterin anomali, jinekolojik kanser öyküsü, altı hafta içinde jinekolojik müdahale geçirme öyküsü, rahim içi araç kullanan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların ayrıntılı anamnazleri alındı, TVUSG ile muayeneleri yapıldı. Shearwave elastografi ölçümleri yapıldı ve hasta kayıt formuna not edildi. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Bulgular: Gruplara göre demografik bulgular, klinik şikayetler (pelvik ağrı, dismenore, disparoni, kronik hastalıklar), adet düzeni (normal adet düzeni, oligomenore, menometroraji), ultrason muayene bulgusu skar izi, corpus anterior myometrial kalınlık, son sezaryene alınma şekilleri, son sezaryen öncesi sancı ve servikal açıklık, son sezaryen sonrası geçen süre karşılaştırılması istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. İstmosel oluşumunda doku elastikiyetini ölçmek için yapılan SWE değerleri gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. İstmoseli olan hastalarda yapılan rezidü myometrial doku ve uterus corpus anteriorda yapılan SWE değerlerinin kıyaslanması anlamlı bulunmamıştır. Analiz sonucunda geçirilmiş sezaryen sayısının istmosel varlığını etkileyen bağımsız risk faktörü oldukları belirlenmiştir. Geçirilmiş sezaryen sayısı arttıkça istmosel riski 2,326 kat artmaktadır (p=0,006). Gruplara göre rezidü myometrial kalınlık ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p<0,001). Kontrol grubundakilerin ortanca değeri 9 mm iken istmosel grubundakilerin de ortanca değeri 5,4 mm olarak elde edilmiştir. Gruplara göre semptomatik olan hastaların dağılımları arasında bir farklılık elde edilmiştir (p=0,012). Kontrol grubundakilerin %63,3'ü semptomatik iken istmosel grubundakilerin %93,3'ü semptomatiktir. Sonuç: Çalışmamızda sezaryen sonrası istmosel oluşumu gözlenen ve gözlenmeyen olguları sonoelastografik olarak değerlendirdik. İstmosel oluşumunda doku elastikiyetinin bir öneminin olup olmadığını ortaya koymayı amaçladık. İstmosel ve kontrol gruplarının rezidü myometriumundan yapılan SWE değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. İstmosel hastalarında SWE ile uterin korpus anterior myometrial doku ve rezidü myometrial doku ölçümlerinin karşılaştırılması anlamlı bir fark göstermedi. İstmosel ile ilgili yapılan çalışmaların sonuçlarındaki farklılıkların nedeni istmosel gelişiminin multifaktöryel olmasından kaynaklandığı düşünülmekte. Aynı zamanda örneklem gruplarının tam olarak homojenize edilememesinden kaynaklanmaktadır. Bunların dışında henüz ortaya çıkmamış etkenler de olabilir. İstmosel oluşmasındaki potansiyel risk faktörlerinin belirlenmesi homojen ve daha büyük hasta grupları ile yapılan yeni çalışmalar ile mümkün olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: İstmosel, Sezaryen Skar Defekti, SWE elastografi