CERRAHİ UYGULANAN DİZ ÇOKLU BAĞ YARALANMASI OLAN HASTALARIN KLİNİK VE RADYOLOJİK SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ÜMRANİYE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EMRE SIRRI CANDAN
Danışman: Çağrı ÖZCAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmanın amacı; cerrahi olarak tedavi edilen diz çoklu bağ yaralanması olan hastalarda orta–uzun dönem klinik ve radyolojik sonuçları değerlendirmek ve bu sonuçların cerrahi zamanlama, diz çıkığı varlığı, yaralanmanın tarafı, KD evresi ile eşlik eden menisküs/kıkırdak ve nörovasküler yaralanmalar gibi prognostik faktörlerle ilişkisini analiz etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, diz çoklu bağ yaralanması nedeniyle cerrahi tedavi uygulanmış hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmek amacıyla planlanmış tek merkezli, retrospektif ve gözlemsel bir araştırmadır. Çalışmaya, 2015–2024 yılları arasında cerrahi tedavi uygulanmış ve en az iki diz bağında yaralanma saptanan 18–65 yaş arası hastalar dahil edildi. Klinik değerlendirmede fizik muayene bulguları ve valide fonksiyonel diz skorları (IKDC, Lysholm, KOOS, WOMAC, SF-12) kullanıldı. Radyolojik değerlendirme, direkt radyografiler ve stres grafileri üzerinden yapıldı. Elde edilen klinik ve radyolojik veriler; cerrahi zamanlama, diz çıkığı varlığı, yaralanmanın tarafı ve KD evresine göre karşılaştırmalı olarak analiz edildi. İstatistiksel analizlerde uygun parametrik ve non-parametrik testler kullanıldı ve p 0,05), geç cerrahi grubunda posterior stres grafisi ölçümleri anlamlı derecede daha yüksek bulundu (6,6±3,4 mm'ye karşı 2,9±2,1 mm; p=0,02). Diz çıkığı olan ve olmayan hastalar arasında klinik ve radyolojik sonuçlar açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Lateral taraf yaralanması olan hastalarda posterior stres grafisi ölçümleri medial taraf yaralanması olanlara kıyasla daha yüksek bulundu (6,4±2,9 mm'ye karşı 2,9±2,7 mm; p=0,05) ve nörovasküler yaralanma oranı anlamlı derecede fazlaydı (p=0,03). KD evre 1 hastalarda posterior translasyon daha düşük (2,4±2,1 mm'ye karşı 7,6±2,1 mm; p=0,01) ve işe dönüş süresi daha kısa bulundu (6,6±3,2 aya karşı 9,9±2,7 ay; p=0,03). Komplikasyon olarak; revizyon cerrahisi gereksinimi, enfeksiyon, artrofibroz, implant yetmezliği, 1 er hastada görülürken 2 hastada peroneal sinir hasarı görüldü. Majör vasküler yaralanma izlenmedi. Sonuç: Cerrahi olarak tedavi edilen diz çoklu bağ yaralanması olan hastaların büyük çoğunluğunda fonksiyonel skorlar tatmin edici düzeyde bulunmuş ve diz stabilitesi sağlanmıştır. Buna karşın, izlem süresi uzadıkça özellikle yüksek enerjili travma, bikrusiat yaralanma ve posterolateral köşe tutulumu bulunan olgularda rezidüel instabilite ve radyolojik dejeneratif değişikliklerin daha belirgin olduğu saptanmıştır. Klinik iyileşmeye rağmen stres grafi ve radyolojik bulguların progresyon gösterebilmesi, diz çoklu bağ yaralanmalarında cerrahi stabilizasyonun osteoartrit gelişimini tamamen engelleyemediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle uzun dönem hasta takibinde klinik ve radyolojik değerlendirmelerin birlikte ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Diz çoklu bağ yaralanması, Diz çıkığı, Stres grafisi, Posterolateral köşe