Açıklanamayan infertilite nedeniyle gonadotropin ile ovulasyon indüksiyonu yapılan hastalarda gonadotropin tedavi başarısınınsüperoksit dismutaz ve tiyol disülfit hemostazıaçısından değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: EDA KARAÇELEBİ ÖNDER
Danışman: Özlem UZUNLAR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET AÇIKLANAMAYAN İNFERTİLİTE NEDENİYLE GONADOTROPİN İLE OVULASYON İNDÜKSİYONU YAPILAN HASTALARDA GONADOTROPİN TEDAVİ BAŞARISININ SÜPEROKSİT DİSMUTAZ VE TİYOL DİSÜLFİT HEMOSTAZI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Amaç: Çalışmamızda açıklanamayan infertilite nedeniyle gonadotropin indüksiyonu yapacağımız hastalarda tedavi öncesi ve sonrası aldığımız kanda thiol disülfid hemostazı ve süperoksit dismutaz düzeylerinin fertil hastalardan alınan thiol disülfid hemostazı ve superoksit dismutaz düzeyleri ile istatistiksel olarak karşılaştırarak gonadotropin tedavi başarısını ve fertilite prognozunu öngörmekte belirli bir düzeyin olup olmadığını araştırmayı planladık . Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif vaka kontrol çalışmasıdır. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi İnfertilite polikliniğine başvuran, açıklanamayan infertilite nedeniyle gonadotropin tedavisi planlanan hasta grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası alınan kan örneklerinden ve kontrol grubu olarak aile planlanmasına kontrasepsiyon amacıyla başvuran fertil hastalardan başvuru anında alınan kan örneklerinden çalışılacak olan süperoksit dismutaz ve tiyol disülfid hemostazı parametrelerinin gonadotropin tedavisi başarısı ve fertilite ile ilişkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Dahil edilme kriterleri; 23-40 yaş arası, ek hastalığı olmayan, BMI 30 un altında olan, eş spermiyogram sonucu oligospermi tanısı olması halinde tpmss değerinin 5 milyon üstünde olan açıklanamayan infertilite nedeniyle gonadotropin tedavisi planlanan hastalar hasta grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak; Ankara Bilkent Şehir Hastanesi aile planlaması polikliniğine kontrasepsiyon amaçlı başvuran , 23- 40 yaş arası herhangi bir sistemik hastalığı olmayan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Ek hastalığı olan, 23 yas altı ya da 40 yaş üstü, BMI 30 un üstü, eş spermiyogram sonucunda oligospermi tanısı almış olup tpmss değeri 5 milyonun altında olan ve çalışmaya katılmayı kabul etmeyen hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Bulgular: Açıklanamayan infertilite tanısı almış 45 hasta ile kontrol grubu olarak fertil 62 hasta çalışmaya dahil edildi. Hasta grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p=0,325). Native Thiol, Total Thiol ve TSOD seviyeleri hasta grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptanmamış olup (p=0,279, p=0,188, p=0,490) total Thiol, disülfid seviyesi, disülfid-native thiol oranı, disülfid- total thiol oranı kontrol grubunda çalışma grubuna göre, native thiol-total thiol oranı çalışma grubunda kontrol grubuna göre daha yüksek çıkmıştır (p=0,014, p=0,016, p=0,018, p=0,018). Ayrıca hasta grubunda gonodotrapin tedavisi öncesi ve sonrası biyokimyasal değerler x karşılaştırıldığında native thiol, total thiol, disülfid, disülfid-native thiol oranı, disülfid-total thiol oranı, native thiol-total thiol oranı, TSOD değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,185, p=0,122, p=0,121, p=0,253, p=0,274, p=0,274, p=0,905). Kontrol grubu, çalışma grubu tedavi öncesi ve tedavi sonrası 3 grupta biyokimyasal değerler karşılaştırıldığında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,447, p=0,246, p=0,054, p=0,051, p=0,059, p=0,059, p=0,706). İnfertiliteyi tahminde native thiol, disulfid ve TSOD değerlerinin kullanıldığı logistik regresyon modelinde infertilite üzerine etkili tek değişkenin disülfid seviyesi olduğu görüldü. Disülfid seviyesinde 1 birim artışın infertil olma olasılığını %8,7 azalttığı görüldü (%95 GA %1,1 - %16,3, p=0,031). Native thiol ve TSOD seviyelerinin infertilite üzerine etkisi olmadığı görüldü (p=0,997, p=0,391).Disülfid seviyesinin infertilite tanısında tanısal kesinliği ROC eğrisi ve eğri altı alan ile incelendiğinde eğri altı alan (AUC –Area Under Curve) 0,585 (%95 GA 0,491-0,679) olarak bulundu. Youden İndex metoduyla en yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip disulfid seviyesi hesaplandığında 22.725 seviyesinin %54.8 sensitivite ve %64.4 spesifisiteye sahip olduğu bulunmuştur.Toplam Gonadotropin dozu ile disülfid seviyesi arasındaki ilişki Pearson korelasyonu ile incelendiğinde anlamlı ve zayıf korelasyon saptanmıştır (r=0,313, p=0,036). Sonuç: Çalıştığımız parametrelerde infertilite üzerine etkili tek değişkenin disülfid seviyesi olduğu görüldü. Serum disülfid değerlerinin fertil grupta infertil gruba göre yüksek çıkması oksidatif stres yükünün kompansatuar mekanizmalarla upregüle edildiğini düşündürmektedir. Düşük doz gonadotropin dozu ile ovulasyon indüksiyonu protokolü uygulanan çalışma grubu siklus yönetiminde, optimal dozun uygulanmasının antioksidan mekanizma üzerinden de katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. Oksidatif stres hemostazının üremeye etkisini değerlendirmek için oosit gelişimini daha yakından gösterebileceğimiz mikroçevrede oksidatif stres değerlendirilmesinin yapılmamış olması ( folikül sıvısı gibi ), hasta sayımızın kısıtlı olması, hasta seçim kriterlerinde oksidatif stres yükünün fazla olmamasının muhtemel etkileri ile, gerek antioksidan marker seviyesi gerekse indeks olarak hesaplandığında, çalışmamızda belirgin bir oksidatif stres tespit edilmemiştir. Oksidatif stresin fertiliteye ve infertilite tedavisinde olan etkilerini değerlendirmek için daha geniş ölçekli randomize kontrollü prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.