Antistreptolizin O yüksekliğiyle gelen asemptomatik hastalardaki sessiz kardit oranı


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, KONYA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SÜMEYYE KOÇ

Danışman: Derya ARSLAN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Akut romatizmal ateş; duyarlı kişilerde, A grubu beta hemolitik streptokoklar ile oluşan üst solunum yolu enfeksiyonundan 1 ila 5 hafta sonra ortaya çıkan, kalp, eklemler, beyin, kan damarları, deri ve deri altı bağ dokusunu tutan inflamatuvar bir kollajen doku hastalığıdır. Antistreptolizin O, geçirilmiş streptokok enfeksiyonunu göstermesi açısından önemli bir serolojik testtir. Klinik pratikte akut romatizmal ateş tanısı için, önerilmeyen bir uygulama olsa da, serum antistreptolizin O düzeyleri kullanılabilmektedir. Buna göre fizik muayenede üfürüm tespit edilen, şüpheli akut romatizmal ateş öyküsü olan ve bazen sadece rutin inceleme yapılan hastalarda antistreptolizin O değeri incelenmekte ve buna göre hastalar tedavi edilmektedir. Bu çalışmada, rutin inceleme yapılan asemptomatik hastalardaki antistreptolizin O değerleri ile ekokardiyografi bulgularına bakılmış ve sessiz kardit oranlarının sıklığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel, tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışmaya 1 Eylül 2020-1 Eylül 2021 tarihleri arasında Konya Eğitim Araştırma Hastanesi Pediatrik Kardiyoloji Polikliniği'ne başvuran aktif şikâyeti olmayan ve yüksek antistreptolizin O değerleri olan 61 hasta ile yaş ve cinsiyet ile eşleşen ve ek şikayeti olmayan üfürüm nedeniyle polikliniğe yönlendirilen 62 hasta dahil edildi. Antistreptolizin O yüksekliğiyle başvuran asemptomatik hastaların demografik verileri, laboratuvar ve ekokardiyografi bulguları, elektrokardiyografide PR mesafesi ve diğer elektrokardiyografi bulguları, kardiyak üfürüm nedeniyle polikliniğimize başvuran ve çalışmaya dahil edilen hastaların ise demografik verileri, ekokardiyografi bulguları, elektrokardiyografide PR mesafesi ve diğer elektrokardiyografi bulguları kaydedildi. Klinik olarak kardit bulguları olmayan ekokardiyografi ile kapak patolojisi saptanan hastalara sessiz kardit tanısı konuldu. Bulgular: Antistreptolizin O yüksekliğiyle gelen ve aktif şikayeti olmayan 61 hastanın 8'inde (%13,1), üfürüm nedeniyle çalışmamıza dahil ettiğimiz 62 hastanın ise sadece 1'inde (%1,6) sessiz kardit tespit edildi. Her iki grup arasında sessiz kardit varlığı açısından istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,017). Subklinik kardit tespit edilen hastaların 6'sı (%75,0) kız 2'si (%25,0) erkekti. Hastaların yaş ortanca değeri 11,5 (7-15) yıldı. Olguların %50,0'ı kış mevsiminde tanı almıştı. Üfürüm şikayetiyle başvuran hastalardan ise sadece birinde sessiz kardit tespit edildi, hasta 17 yaşında ve erkek hastaydı. Tarafımıza mayıs ayında başvurmuştu. Antistreptolizin O yüksekliğiyle başvuran ve sessiz kardit tespit edilen 4 hastada izole mitral yetmezliği, 4 hastada ise mitral ve aort kapak yetersizliği birlikteliği görüldü. Hiçbir hastada izole aort yetersizliği tespit edilmedi. Üfürüm nedeniyle başvuran ve sessiz kardit tespit edilen bir hastada ise ekokardiyografide 1.derece mitral yetmezlik saptandı. Sonuç: Sunulan çalışmada, antistreptolizin O yüksekliği olan asemptomatik hastalardaki sessiz kardit sıklığı daha önce asemptomatik hastalar üzerinde yapılan toplumsal tarama çalışmaları ile uyumlu bulunmuş olup, ileriki dönemlerde antistreptolizin O değerleri ile birlikte akut veya kronik bir hastalık süreci ile karşı karşıya olup olmadığımızı değerlendirmek açısından bu çalışmanın faydalı olacağını öngörmekteyiz. Yapılan çalışma ile antistreptolizin O yüksekliği olan veya muayenelerinde üfürüm duyulan ve sağlık kuruluşlarına yönlendirilen hastaların ekokardiyografi ile değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Hem hastalardaki sessiz kardit varlığını değerlendirmek hem de minör kardiyak bulguların patolojik üfürüm oluşturmadan önceki dönemlerde tespit edilmesi açısından rutin ekokardiyografik değerlendirmenin yapılması önerilmektedir.