Aile hekimliği polikliniğine başvuran 40-60 yaş arası hastalarda kan lipit profilinin yorgunluk düzeyine etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ATATÜRK GÖĞÜS HASTALIKLARI VE GÖĞÜS CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MUHAMMED RAŞİT İNCESU
Danışman: Meşide GÜNDÜZÖZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:ÖZET Amaç: Aile hekimliği polikliniklerine başvuran 40-60 yaş arası bireylerde idiyopatik yorgunluk semptomatolojisi ile serum lipid profili, sosyodemografik dinamikler ve yaşam tarzı faktörleri arasındaki ilişkinin incelenmesi; bu bağlamda yorgunluk riskini erken evrede öngörebilecek objektif kardiyometabolik parametrelerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tasarımdaki bu araştırmaya, aile hekimliği polikliniklerine başvuran, organik veya sekonder yorgunluk nedenleri dışlanmış 40-60 yaş aralığındaki 544 birey dahil edilmiştir. Katılımcıların sosyodemografik verileri ve yaşam tarzı alışkanlıkları sorgulanmış, yorgunluk düzeyleri Chalder Yorgunluk Ölçeği (CYÖ) ile ölçülmüş ve serum lipid profilleri analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların toplam yorgunluk skorları ile düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K) düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyli bir ilişki saptanmıştır. Alıcı İşletim Karakteristiği (ROC) analizinde yorgunluk varlığını öngören optimal LDL-K kesim değeri 109,6 mg/dL olarak bulunmuştur (AUC = 0.738). Çok değişkenli lojistik regresyon modelinde, LDL-K düzeyindeki her 1 mg/dL'lik artışın yorgunluk riskinde bağımsız olarak %2,6 oranında bir artışla ilişkili olduğu; buna karşın paradoksal bir bulgu olarak bel çevresi artışının yorgunluğa karşı koruyucu bir eğilim sunabileceği gözlenmiştir. Ayrıca, yüksek eğitim düzeyinin fiziksel yorgunluk, düzenli sosyal aktivitenin ise mental yorgunluk alt boyutları üzerinde anlamlı bir psikososyal direnç oluşturarak koruyucu etki gösterebileceği saptanmıştır. Yorgunluk şiddeti ve aterojenik lipid yükünün 50-60 yaş grubunda 40-50 yaş grubuna kıyasla belirgin biçimde yüksek seyrettiği görülmüştür. Sonuç: İdiyopatik yorgunluk, salt psikososyal bir semptom olmanın ötesinde; majör kardiyovasküler olaylar henüz gelişmeden önce kümülatif aterojenik yükü haber veren subklinik bir öncü gösterge niteliği taşıyabilir. Yorgunlukla başvuran hastaların klinik yönetiminde rutin lipid panelinin değerlendirilmesinin yanı sıra; hastanın fiziksel ve mental rezervini destekleyecek sosyal reçetelendirme modellerinin bütüncül koruyucu hekimlik algoritmalarına entegre edilmesinin önem taşıyabileceği değerlendirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği; Kolesterol, LDL; Lipidler; Sosyal Reçetelendirme; Yorgunluk