Acil serviste solunum sıkıntılı hastalarda kardiyak ve akciğer ultrasonu ile klinik skorlamaların birlikte değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÖZGE MERT ARABACI
Danışman: Serkan DOĞAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışma; acil servise akut solunum sıkıntısı şikayetiyle başvuran hastalarda, yatak başı ekokardiyografi ve akciğer ultrasonografisi ile elde edilen parametrelerin REMS skoru ve biyokimyasal belirteçlerle kombine kullanımının; servis yatışı, yoğun bakım ünitesi ihtiyacı ve mortalite gibi klinik sonlanım noktalarını öngörmedeki değerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Tek merkezli, prospektif ve kesitsel olarak planlanan çalışmaya, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (S.B.Ü) İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi (E.A.H) acil servise nefes darlığı ile başvuran 18 yaş ve üstü hastalarda REMS skorlaması hesaplandı. Yatak başı yapılan kardiyak ultrasonografi ile Ejeksiyon Fraksiyonu (EF), inferior Vena Cava (İVC) çapı ve kollapsibilitesi, Triküspit Anüler Düzlem Sistolik Harekeri (Tricuspit Annular Plane Systolic Excursion =TAPSE), duvar hareket kusuru, plerval efüzyon varlığı, perikardiyal efüzyon varlığı; yapılan akciğer ultrasonografisi ile BLUE protokolüne uygun 6 nokta belirlendi, belirlenen noktalarda plevral kayma hareketi, A-line varlığı ve yokluğu , B-line varlığı ve yokluğu, plevral efüzyon varlığı acil hekimi tarafından değerlendirildi. Sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında, iki grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t testi ve Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla grup karşılaştırmalarında ise One-way ANOVA ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı Bulgular: Çalışmaya akut dispne nedeniyle acil servise başvuran toplam 221 hasta dahil edildi. Hastaların 107'si (%48,4) erkek, 114'ü (%51,6) kadındı ve ortalama yaş 68,2±14,6 yıl olarak bulundu. En sık eşlik eden komorbiditeler hipertansiyon (%71,5), KOAH (Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı)/astım (%47,1), diyabetes mellitus (%42,5) ve koroner arter hastalığı (%36,7) idi. Hastaların %34,8'i 112 ambulans ile başvururken, %53,8'i ilk değerlendirme sonrasında hastaneye yatırıldı. Hastane içi mortalite oranı %11,3 (n=25) olarak saptandı. En sık nihai tanılar KOAH alevlenmesi (%23,1), kalp yetmezliği (%20,4) ve pnömoni (%14,9) idi. Sağ kalan ve hastane içi mortalite gelişen hastaların klinik ve laboratuvar özellikleri karşılaştırıldığında, mortalite gelişen hastalarda SpO₂ değerinin anlamlı derecede düşük olduğu saptandı [87 (16)'ya karşı 92 (7), p=0,003]. Ayrıca mortalite gelişen hastalarda WBC (white blood cell=beyaz kan hücresi) [11,50 (10,42)'ye karşı 9,51 (5,45), p=0,013], CRP(C-Reaktif Protein) [49,7 (113,4)'e karşı 20,0 (41,2), p=0,001], AST [25 (32)'ye karşı 19 (10), p=0,042], laktat [2,9 (3,9)'a karşı 2,1 (1,4), p=0,011] ve LDH [273 (164)'e karşı 227,5 (95), p=0,016] düzeyleri anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Buna karşılık trombosit [220 (89)'a karşı 247 (111), p=0,020] ve sodyum [138 (8)'e karşı 140 (6), p=0,037] düzeyleri mortalite gelişen hastalarda anlamlı olarak daha düşüktü. REMS skoru mortalite gelişen grupta daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel anlamlılık sınırında kaldı [8 (3)'e karşı 6 (4), p=0,053]. Ultrasonografik bulgular değerlendirildiğinde EPSS (E-noktası septal separasyon), EF (Ejeksiyon Fraksiyonu), İVC (inferior vena cava) çapı ve TAPSE (triküspit anüler düzlem sistolik hareket açıklığı) ölçümleri açısından sağ kalan ve mortalite gelişen hastalar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Benzer şekilde B-line varlığı, İVC kollapsı, plevral efüzyon ve perikardiyal efüzyon sıklıkları açısından da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmedi (tüm p>0,05). mortaliteyi öngörmede en yüksek ayırt edici performans CRP düzeyinde olduğu saptandı. Hastane içi mortalitenin bağımsız belirleyicilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, serum laktat düzeyi ve SpO₂ değeri bağımsız prognostik faktörler olarak saptandı. Laktat düzeyindeki her 1 mmol/L artış mortalite olasılığını yaklaşık 1,5 kat artırdı (OR: 1,544; %95 GA: 1,194–1,997; p=0,001). Buna karşılık SpO₂ değerindeki her %1 artış mortalite olasılığında yaklaşık %4,7 azalma ile ilişkili bulundu (OR: 0,953; %95 GA: 0,914–0,994; p=0,025). REMS skoru gösterilmiştir ve CRP düzeyi ise çok değişkenli analizde bağımsız belirleyici olarak saptanmadı Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, acil dispne hastalarında REMS'in tek başına bağımsız bir mortalite öngördürücüsü olmaktan ziyade klinik değerlendirmenin tamamlayıcı bir bileşeni olduğunu ortaya koymaktadır. Kardiyak ve akciğer ultrasonografisi parametrelerinin bu popülasyonda etiyolojik tanıya katkısı belirginken mortalite öngörüsündeki rolü sınırlı kalmıştır. Bağımsız prognostik değeri kanıtlanan serum laktatı ve SpO₂, bu hasta grubunda tanısal sürecin ayrılmaz unsurları olarak ön plana çıkmaktadır. Daha büyük, çok merkezli ve etiyoloji bazında tasarlanmış prospektif çalışmaların, ultrasonografi ile klinik puanlama sistemlerinin kombine prognostik değerini daha kesin biçimde ortaya koyması beklenmektedir.