Klinik ve kanıtlanmış geç neonatal sepsis tanısı ile yatan hastalarda risk faktörlerinin karşılaştırılması ve solunum morbiditeleri üzerine etkilerinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GİZEM KURTAR

Danışman: Hasan Sinan USLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Geç başlangıçlı yenidoğan sepsisi dünya çapında önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedir. Erken tanı, tedavi ve klinik belirtileri hızlı değerlendirme ortaya çıkabilecek morbiditeleri önlemek için kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada geç başlangıçlı neonatal sepsis tanısı ile kliniğimizde takip edilmiş olan klinik sepsis ve kanıtlanmış sepsisli hastalarda birçok risk faktörü karşılaştırılmış olup söz konusu tüm risk faktörleri ele alındıktan sonra geç başlangıçlı neonatal sepsis tanısı olan klinik ve kanıtlanmış sepsisli hastalar arasındaki farklılıkları ve bu tanıların solunum morbiditeleri ile arasındaki ilişkiyi göstererek literatüre katkıda bulunmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, tek merkezli retrospektif ve kesitsel tarama yöntemi ile yapıldı. Çalışmaya 1 Ocak 2017- 30 Eylül 2022 yılları arasında (6 yıllık sürede) hastanemiz yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 4-30 günlük geç neonatal sepsis tanısı ile yatan klinik sepsis ve kanıtlanmış sepsisli hastalar dahil edildi. Klinik ve kanıtlanmış geç başlangıçlı neonatal sepsisli hastalar arasında risk faktörleri (anne bebeğin demografik özellikleri, doğum salonu uygulamaları, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde konulan tanı, uygulanan tedavi ve alınan hematolojik tetkik, hastanede yatış süresi) ve solunum morbiditesi varlığı karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda klinik sepsis grubunu oluşturan 105 olgunun 56'sı (%53,33) erkek, 46'sı (%46,67) kızdı. Kanıtlanmış sepsis grubunu oluşturan 106 olgunun ise 69'u (%65,09) erkek, 37'si (%34,91) kızdı. Kanıtlanmış sepsis grubunun anne yaşı ortalamaları klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş olsa da (p=0,039), her iki grupta da anne yaşı ortalamasının bebekte gelişebilecek problemler üzerinde etkisi olan tanımlayıcı risk yaşı aralığında ( 35 yaş) olmadığı görüldü. Kanıtlanmış sepsis grubunda akraba evliliği dağılımları (p=0,011), gebelikte antibiyotik kullanımı varlığı (p=0,018), annede erken membran rüptürü (EMR) varlığı (p=0,005), annede enfeksiyon varlığı (p=0,031) klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Kanıtlanmış sepsis grubunun lökosit ve prokalsitonin 2. gün ortalamaları klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,023). Kanıtlanmış sepsis grubunu oluşturan 106 olgunun 26'sı (%27,96) Koagülaz-negatif Stafilokok (KNS),12'si (%12,90) S. Aureus, 16'sı (%17,20) E. Coli, 7'si (%7,53) Candida, 30'u (%32,26) Klebsiella ve 2'si (%2,15) Psödomonas'tı. Çalışma grubumuzda kanıtlanmış sepsis grubunun antibiyotik tedavisi, piperasilin-tazobaktam ve meropenem varlığı (p=0,018) ve antibiyotik verilme süresi ortalamaları (p=0,0001) klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Antibiyotik revizyonu varlığı ise kanıtlanmış sepsis grubunda klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p=0,0001). Kanıtlanmış sepsis grubunda kuvöz içi oksijen ihtiyacı varlığı klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunurken (p=0,001); kanıtlanmış sepsis grubunun HFO takip edilme gün sayısı ortalamaları klinik sepsis grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,033). Kanıtlanmış sepsis grubunda pnömoni varlığı (p=0,001) klinik sepsis grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Kanıtlanmış sepsis varlığını etkileyen faktörleri belirlemek için yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda anne yaşı (p=0,317), gebelikte antibiyotik kullanımı (p=0,075), EMR varlığı (p=0,643) istatistiksel olarak anlamsız bulunurken; akraba evliliği yüksekliği (p=0,01), antibiyotik verilme süresi yüksekliği (p=0,003), antibiyotik revizyonu düşüklüğü (p=0,002), kuvöz içi oksijen ihtiyacı varlığı düşüklüğü (p=0,004) ve pnömoni varlığı düşüklüğü (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: Çalışmamızda yenidoğanlarda kanıtlı geç sepsiste uzun antibiyotik verilme süresi, daha az sıklıkta antibiyotik revizyonu, daha az kuvöz içi oksijen ihtiyacı ve pnömoni varlığı solunumsal farklılık yaratan faktörler olarak saptanmıştır. Çalışmamızda kanıtlanmış sepsis grubunda 2. gün lökosit ve prokalsitonin ortalamalarında saptanan istatistiksel anlamlı yükseklik, ampirik antibiyoterapi başlanan yenidoğanlarda kültür üremesi sonuçlanmadan klinik-kanıtlanmış sepsis ayrımının erken yapılmasını sağlayarak yenidoğanların uzamış antibiyoterapi maruziyetini azaltabilecektir. Çalışmamızın özellikle klinik sepsiste antibiyotiklerin erken kesilme kararının verilmesine yönelik yapılacak çok merkezli çalışmalara yön verebileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Geç neonatal sepsis, klinik sepsis, kanıtlanmış sepsis