Karotikokavernöz fistül tanılı hastalarımızda farklı endovasküler metot ve materyallerin retrospektif analizi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: UĞUR KEMAL GÜNDÜZ

Danışman: Ergün DAĞLIOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışma ile karotikokavernöz fistül (KKF) tedavisinde transarteriyel (TA), transvenöz (TV) ve kombine endovasküler tedavi metotları ile koil, kaplı stent ve sıvı embolizan ajanlardan oluşan endovasküler tedavi materyali seçeneklerinin kombinasyonlarını uyguladığımız hastalarımızın peroperatif, kısa ve orta dönem radyolojik sonuçlarını sunacağız. KKF olgularında endovasküler tedavi seçeneklerinin etkinlik ve komplikasyon oranlarını belirleyeceğiz. Endovasküler tedavi dışında güncel veya eski diğer tedavi seçeneklerine olan ihtiyacı ve endovasküler tedavinin güvenilirliğini değerlendireceğiz. Gereç ve Yöntem: 2015 ile 2022 yılları arasında kliniğimizde tamamlanmış hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, işlem tarihleri, semptom ile bulguları, ameliyat notları, toplam hastanede yatış gün sayıları, kullanılan endovasküler metotlar ile materyaller, etyoloji, fistül tarafı, kavernöz sinüs (CS) ile bağlantılı venlerdeki reflü dilatasyon varlığı, Barrow tiplendirmesi, kontrol anjiyografi görüntülemeleri, komplikasyonlar, ve toplamda kaç seans işlem yapıldığı analiz edildi. Bulgular: Çalışmamıza, kriterlere uygun toplam 30 hasta dahil edildi. Cinsiyet dağılımının 15 erkek (%50), 15 kadın (%50) şeklinde olduğu saptandı. En küçük hasta 17, en büyük hasta 80 yaşındaydı (48.4+-19,6). Ortalama hastanede kalış süresi 3 gün ile 13 gün arasında değişmekte ve ortalama 4.76+-2,11 gün şeklinde belirlendi. Fistül 15 hastada (%50) sadece sol taraflı, 13 hastada (%43,3) sadece sağ taraflı ve 2 hastada (%6,6) bilateral olarak saptanmıştır. 15 hasta (%50)Tip A, 5 hasta (%16) Tip B, 3 hasta (%10) Tip C, 7 hasta (%23) Tip D olarak kategorize edilmiştir. 14 hastada idiopatik etyoloji, 9 hastada künt kafa travması, 4 hastada kavernöz segment ICA anevrizması rüptürü, 2 hastada penetran göz ve kafa travması, 1 hastada iyatrojenik etiyoloji belirlenmiştir. Etyolojide travma varlığının tek seansta fistülde tam kapanmayla ilişkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu belirlenmiştir. 23 hastada radyolojik veya klinik olarak saptanabilen ekzoptalmus en sık semptom olarak göze çarpmaktadır. 28 hasta içerisinde diğer semptomlar 19 hastada baş, göz veya yüz ağrısı, 18 hastada kronik göz kızarıklığı, 16 hastada görmede bulanıklık, 13 hastada tinnitus, 4 hastada ipsilateral total görme kaybı şeklindedir. 12 hastada en az bir veya daha fazla yönde göz hareketlerinde kısıtlanma ve 10 hastada kemozis saptanmıştır. Optalmopleji saptanan 12 hasta içerisinde en sık saptanan göz hareket kusuru 11 hastadaki (%91,6) 6. CN disfonksiyonu, 5 hastada (%41,6) 3. CN disfonksiyonu bulguları mevcuttur. 4 hastada (%33) ise total görme kaybı ile direkt ışık refleksinin kaybolduğu 2. CN disfonksiyonu saptanmıştır. Bir hasta senkop halinde saptandı ve radyolojik olarak saptanan parankimal hematom mevcut idi, bir hastada ise başka bir endovasküler prosedür esnasında KKF oluştu. Çalıştığımız örneklem içerisinde künt kafa travması öyküsü olan hastalar ile Tip A fistül gelişimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Etyolojinin, tedavi için seçilecek endovasküler yolu belirlemede etkisinin anlamlı olduğu görülmektedir. Tüm hastalara toplamda 35 seans işlem uygulandı (26 hastaya 1 seans, 3 hastaya 2 seans ve 1 hastaya 3 seans embolizasyon işlemi). Bilateral fistül tanılı 2 olgudan bir tanesinde 3 seans diğerinde 1 seans embolizasyon işlemi uygulandı. İlk seans işlem sonrasında fistül debisinde anlamlı azalma saptanan 8 hastanın kontrol anjiyografi tetkiklerinde ikinci seans işlem endikasyonu 4 hastada (%50) gözlendi ve bu hastaların ikinci seans embolizasyon işlemlerinden 6 ay sonra çalışılan kontrol anjiyografi tetkiklerinde tam embolizasyon sağlandığı görüldü. Tüm olgular ele alındığında ilk seansta uygulanan tedavi metotlarının kontrol anjiyografide anlamlı rezidü dolum veya rekanalizasyon bulgusu göstermesi açısından birbirine üstünlüğü anlamsız olarak bulundu. (p:0,829). 1 hastada major emboli saptandı ve M1 segmentinde peroperatif trombektomi uygulandı. 2 hastada trombektomiye uygun olmayan minör emboli izlendi. Bu hastalarda klinik olarak anlamlı nörolojik bulgu saptanmadı. Bir hastamızda kaplı stentin taşıyıcısı olarak kullanılan mikro telde işlem esnasında kırılma gözlendi. Kırılan tel kopmadan tek parça halinde eksize edildi. Peroperatif veya kontrol anjiyografide koil sarkması görülmedi. Sıvı embolizan ajanların kullanımının olası komplikasyonlarından akciğer embolisi herhangi bir hastada görülmedi. Proksimal reflü ise 2 hastada görüldü ve herhangi bir klinik bulgu izlenmedi. Embolik komplikasyonlar dışında rüptür, psödoanevrizma veya hemoraji gibi diğer olası endovasküler girişim komplikasyonları hasta popülasyonumuzda gözlenmedi. Vasküler komplikasyonlar dışında 2 hastamızda işlem öncesinde olmayan 6. CN disfonksiyonuna işaret eden ipsilateral dışa bakış kısıtlılığı, bu hastalarımızdan birinde eş zamanlı 3. CN disfonksiyonu izlendi. Her iki hastadaki bakış kısıtlılıkları 6. ay kontrolünde tamamen düzelmiş olarak izlendi. Nöroendovasküler işlemlerin olası genel komplikasyonlarından böbrek yetmezliği veya alerjik reaksiyonlar da hasta popülasyonumuzda saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, KKF hastalarının endovasküler tedavisi konusunda son yıllarda yayınlanan diğer çalışmalar ile uyumlu olarak yüksek başarı oranları ile düşük komplikasyon oranlarını kanıtlamaktadır. Artık pek çok klinikte nadir olgular dışında transkranial cerrahi tedavi ve manuel kompresyon tedavisi terkedilmiştir. Stereotaktik cerrahi ise erken radyolojik ve nörolojik iyileşme sağlayamayacağı için özellikle semptomatik olgularda kullanılması etkili sonuçlar veremeyecektir. Spontan rezolüsyonu bekleme seçeneği, hastaneye başvuran olguların tamamına yakınının semptomatik olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda tercih etmediğimiz bir seçenek olmuştur. ICA sakrifikasyonu işlemine ise sınırlı az sayıdaki olgu dışında artık ihtiyaç duyulmamaktadır. Semptomatik KKF olgularının tamamı, geri dönüşsüz hasarın önüne geçmek için elektif olarak fakat olabildiğince ertelenmeden tedavi edilmelidir