Dermatoloji polikliniğine başvuran pruritus hastalarında sistemik faktörlerin prevalansı


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, HAMİDİYE ULUSLARARASI TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: YAVUZ AYDIN

Danışman: Zuhal Aydan SAĞLAM

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Pruritus yüzyıllardır bilinen en yaygın klinik bulgulardan biridir ve rahatsız edici kaşıntı hissi olarak tanımlanır. Lokal olabileceği gibi tüm vücutta yaygın olarak da görülebilen pruritus hastanın yaşam kalitesini düşüren ve harap edici psikolojik sonuçlara sebebiyet verebilen bir rahatsızlıktır. Ülkemizde ve bütün dünyada özellikle birinci basamak sağlık tesislerinde sıkça karşılaşılan ve dermatolojik hastalıkların yanında malignite, kronik böbrek yetmezliği (KBY), endokrin ve metabolik hastalıklar gibi morbiditesi ve mortalitesi oldukça yüksek bazı sistemik hastalıklara eşlik edebilmesine rağmen hekimlerce göz ardı edilebilen bir rahatsızlıktır. Süresine göre akut ve kronik olarak ikiye ayrılır. Kronik pruritus 6 haftadan uzun süren kaşıntı olarak tanımlanmaktadır. Genel populasyonda kronik pruritusun %16-23 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Biz bu çalışmada pruritus gibi yaygın görülen bir rahatsızlığın altında yatan sistemik hastalıkların sıklığını bulmayı ve bu hususta hekimler arasında farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda hastane işletim sistemi ve hasta kayıtlarından ulaşılan 30/12/2020-31/12/2021 tarihleri arasında dermatoloji kliniğinde pruritus tanısı ile takip edilen 18 yaş üstü erişkin hastalar yaş, cinsiyet, kronik hastalık, ilaç kullanımı ve laboratuvar bulguları açısından retrospektif olarak taranmış ve veriler kaydedilmiştir. Hastalar <65 ve ≥65 yaş olarak iki yaş grubuna ayrılmıştır. 18 yaş altı, verileri eksik ve primer deri lezyonu olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Olguların %53,10'u (n=110) kadın, yaş ortalaması 52,30±18,96 yıl idi. Pruritus etiyolojisinde herhangi bir sistemik faktör bulunanların oranı %66,2, sistemik faktör bulunmayanların oranı %33,8 olarak bulunmuştur Sistemik faktör bulunan ve bulunmayan hastaların yaşları benzerdi. Olgularda ilaç kullanım oranı %35,7, endokrin hastalıklar %28,5, psikojenik pruritus %24,2 ile en sık görülen etyolojik faktörler olarak dikkat çekmektedir. Bu faktörleri sırasıyla %11,6 ile hematolojik hastalıklar, %6,7 ile maligniteler, %4,8 ile kolestatik hastalıklar ve %4,8 ile KBY takip etmektedir. İlaçlar arasında anjiyotensin reseptör blokerleri (ARB) ve diüretikler %14,29 ile başı çekmektedir. Kalsiyum kanal blokeri (KKB) ve proton pompa inhibitörleri %11,76, beta blokerler %10,92, anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri %9,24, biguanidler %8,40, anti-lipidemik ilaçlar %5,04 olarak izlenmiştir. Kadın ve erkeklerde hipertiroidi görülme oranları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kadınlar lehine yüksekti (p<0,05). Kserozis görülen olguların sıklığının %46,4 olduğu gözlendi. Kadın ve erkek dağılımlarının kserozis görülen ve görülmeyen grupta benzer olduğu gözlendi (p=0,095). Kserozis gözlenenlerin yaş ortalamasının 55,42±18,56, kserozis gözlenmeyenlerin yaş ortalamasına 46,60±18,99 kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlendi (p=0,028). Sonuç: Bizim çalışmamızda etyolojik etkenler arasında ilk sırada ilaç kullanımı tespit edilmiştir. İlaçlar arasında ise ARB'ler, diüretikler ve KKB'ler dikkat çekmektedir. İlaçları endokrin hastalıklar ve psikojenik pruritus takip etmektedir. Onları sırasıyla hematolojik hastalıklar, maligniteler, kolestaz ve KBY izlemektedir. Çalışmamızda ortaya çıkan sonuçlar genel olarak literatür ve yapılan çalışmalarla uyumludur. Farklılıkları, yapılan araştırmanın türüne, değerlendirme kriterlerine, örneklem büyüklüğüne ve araştırmanın yapıldığı toplumların özelliklerine bağlamak mümkündür.