Pulmoner tromboemboli tanısı ile 3. basamak göğüs hastalıkları hastanesinde yatarak tedavi edilen hastaların 6 ay sonra kronik tromboembolik hastalık gelişimi açısından değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL YEDİKULE GÖĞÜS HASTALIKLARI VE GÖĞÜS CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: NURTEN AYSAN ADEMOĞLU
Danışman: Celal SATICI
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Akut pulmoner tromboembolizm (PTE) standart antikoagülan tedaviye rağmen bazı hastalarda dispne ve fonksiyonel kısıtlılıkla ile giden uzun dönem kronik komplikasyonlara neden olabilmektedir. Bu komplikasyonlardan biri olan kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon (KTEPH) geçmiş çalışmalar ve kılavuzlar tarafından iyi tanımlanmış olmasına rağmen, kronik tromboembolik hastalık (KTEH) oldukça güncel bir tanım olup PTE sonrası pulmoner hipertansiyonun eşlik etmediği rezidü trombüs ile karakterize bir klinik durumdur. KTEH gelişimini etkileyen faktörler yeterince tanımlanmamış olup PTE'de kullanılan tedavi seçeneklerinin KTEH oluşmasını önlemedeki rolü henüz bilinmemektedir. Bu çalışmada hastaneye yatırılarak takip edilen akut PTE hastalarında 6. ayda yeni kuşak oral antikoagülan (YOAK) ve YOAK dışı antikoagülan (DMAH ve varfarin) tedavilerin etkinliğinin KTEH gelişimi açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız tek merkezli, prospektif kohort çalışması olarak tasarlanmış olup Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde akut PTE tanısı konulan hastalarda yapıldı. Çalışmaya hastane servislerine yatırılarak takip edilen 18 yaş üstü PTE hastaları dahil edildi. Takip sırasında veri kaybı olan hastalar çalışmadan dışlandı. Hastalar 6 ay boyunca kullandıkları antikoagülan tedaviye göre YOAK ve YOAK dışı grup olarak sınıflandırıldı. Hastaların takibinde 6. ayda KTEH gelişip gelişmediği kaydedildi. KTEH tanımı güncel kılavuzlara göre akut PTE sonrası dispne şikayeti olan hastalarda pulmoner hipertansiyon olmadan rezidü trombüs varlığı olarak tanımlandı. Primer sonlanım PTE tanısı ile hastaneye yatırılan hastalarda uygulanan antikoagülan tedavi seçeneklerinin KTEH gelişimine etkisi açısından karşılaştırılması olarak tanımlandı. Sekonder sonlanımlar ise antikoagülan tedavi gruplarının altı aylık persistan dispne, kanama ve tüm nedenlere bağlı mortalite açısından karşılaştırılması ve KTEH gelişimine katkıda bulunan diğer faktörleri belirlenmesi olarak tanımlandı. KTEH gelişimine katkıda bulunan diğer faktörleri belirlemek için univaryant analiz x yapıldı ve değişkenler sonrasında multivaryant lojistik regresyon analiz ile karşılaştırıldı Bulgular: Çalışmaya, 1 yıllık süre boyunca hastaneye yatırılarak takip edilen toplam 218 PTE tanılı hasta alındı. 75 hasta dışlandıktan sonra 143 hasta çalışmaya dahil edildi. Ayrıca altıncı ayda ölmüş olan 15 hastanın son tanısı bilinmediğinden primer sonlanım analizine 128 hasta alındı. Primer sonlanım olarak 22 hastada KTEH geliştiği görüldü. Antikoagülan tedavi alan gruplar KTEH gelişimi açısından karşılaştırıldığında YOAK ile tedavi alan grupta YOAK dışı tedavi alan gruba kıyasla daha az oranda KTEH geliştiği görüldü. KTEH gelişimine katkıda bulunan diğer faktörler univaryant analiz ile karşılaştırıldığında malignite ve yüksek sPESI KTEH gelişen grupta daha fazla bulundu. Multivaryant lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre ise diyastolik kan basıncı yüksekliği ve YOAK dışı antikoagülan tedavinin KTEH gelişimi için bağımsız birer prediktör olduğu bulundu. Sonuç: Primer sonlanım olarak akut PTE sonrası altı aylık YOAK ve YOAK dışı tedavi seçeneklerinin KTEH gelişimine etkisini karşılaştırmayı amaçladığımız çalışmamızda YOAK dışı tedavi alan hastalarda KTEH gelişiminin, YOAK tedavisi alan hastalara göre 2.7 kat daha yüksek olduğu bulundu. Ayrıca diyastolik kan basıncı yüksekliği ve YOAK dışı antikoagülan tedavinin KTEH gelişimi için bağımsız birer prediktör olduğunu bulduk. Çalışmamızın gelecekte daha büyük kohorta sahip çalışmalarla doğrulanmasına ihtiyaç vardır.