Erken evre meme kanserinde preoperatif aksillanın ultrasonografi ile değerlendirmesinin sentinel lenf nodu yönetiminde değerliliği


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ETLİK ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: RAMAZAN ONUŞ

Danışman: Melih AKINCI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Meme kanserinde aksilla cerrahisi; potansiyel morbiditesi nedeniyle daha az invaziv tekniklere doğru evrilmiştir. Kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinin gelişmesi ile aksiller lenf nodu diseksiyonu (ALND) yapılan hastalar azalmıştır. Günümüzde kılavuzlar, uygun hastalarda sentinel lenf nodu örneklemesi (SLNÖ) sonucunda sınırlı pozitif lenf nodu olduğunda ALND'nin yapılmayabileceğini önermektedir. Aksillanın preoperatif radyolojik görüntülemeler ile evrelemesi önem kazanmaktadır. Ultrasonografi (USG) bu amaçla sık kullanılan ve klinik karar aşamasında rolü olan bir tetkiktir. Çalışmamızda preoperatif USG verileri ile SLNÖ verilerinin uyumluluğu değerlendirilerek aksilla evrelemesinde ultrasonun değerliliğinin ve SLNÖ'nin atlanabileceği uygun hasta profilinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Eylül 2022- Şubat 2025 tarihleri arasında Etlik Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde meme kanseri nedeniyle ameliyat edilen kadın olguların verileri retrospektif olarak incelendi. Neoadjuvan tedavi gören hastalar dahil edilmedi. Dahil edilen 338 olgunun yaşları, ameliyat prosedürleri, tümör histopatolojik özellikleri, SLNÖ, ALND, USG bulguları kayıt altına alındı. USG ve SLNÖ arasındaki tanısal performans ölçütleri, USG-SLNÖ uyumuna etki eden faktörler analiz edildi. Bulgular: Olguların %97,3'ü T1, T2 kategorideki hastalardan oluşmaktadır. 338 olgunun tamamına SLNÖ yapılmıştır. 71'ine (%21) SLNÖ+ALND yapılmıştır. USG bulguları negatif olan 285 hastanın 67'sinde SLNÖ sonucunda metastaza rastlanmıştır (Negatif prediktif değer: %76,5). USG'nin sentinel lenf nodu metastazını saptamada %92 özgüllük, %33 duyarlılığa sahip olduğu görüldü. USG–SLNÖ uyumsuzluğu yüksek T kategorisi, lenfovasküler invazyon varlığı ve lobüler histoloji ile ilişkili bulundu. Oluşturulan nomogram ile T1 kategorisinde, LVI negatif olan hastalarda USG negatifliğinin en doğru sonuca ulaştığı görüldü. SLNÖ sonucu pozitif, USG'nin yanlış negatif olarak sınıflandırdığı hasta grubunun %80,6'sında 1-2 pozitif lenf nodu olduğu görüldü. Sonuç: Aksillaya cerrahi müdahalenin azaldığı güncel tedavi yaklaşımlarında doğru hasta seçiminin ve görüntülemenin önemi artmaktadır. Çalışmamız tüm hasta grubu içinde sentinel lenf nodu metastazlarını saptamada USG'nin tek başına yetersiz kalabileceğini gösteriyor. Kanser özellikleri değerlendirilip uygun hastalar seçildiğinde USG negatifliğinin doğruluğu önemli oranda artmaktadır. Daha fazla sayıda hasta ile farklı parametreler kullanılarak farklı klinik karar algoritmaları oluşturulabilir.