Periostin: Kronik ürtiker tedavi ve takibinde prognostik bir belirteç olabilir mi?


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BARAN CAYHAN

Danışman: Zafer TÜRKOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç Ürtiker toplumda sık görülen, tekrarlayıcı, kaşıntılı kabarıklıklarla karakterize bir hastalıktır. Kronik spontan ürtiker (KSÜ) etyolojisinde ilaçlar, gıdalar, infeksiyonlar, sistemik hastalıklar, maligniteler vb. rol alabilmektedir. Buna rağmen olguların yarısında etyoloji bulunamamaktadır. KSÜ, fizyopatolojisinde birbirleriyle bağlantılı çeşitli immünolojik mekanizmaların rol aldığı ve tedavide hekim ve hasta için halen sorun olmaya devam edebilen bir tablodur. Tedavide ilk basamak olan antihistaminikler dışında özellikle dirençli hastalarda biyolojik veya immünsüpresif ilaçlar verilmektedir. Buna rağmen tedavide yeterli kontrol sağlanamayan bazı hastalar olabilmektedir. Son yıllarda bu dirençli hasta grubunu öngörmede veya tedavide başarıyı/başarısızlığı göstermede kullanıma uygun bir prognostik belirteç arayışı ön plana çıkmaktadır. Th2 tipi immünitenin anahtar sitokinleri olan IL4/13, temel periostin kaynağı olan fibroblastları uyararak periostin sentezi üzerinde önemli etkilere sahiptir. Serum periostin düzeylerinin astım ve atopik dermatit gibi hastalıklarda yüksek saptanması; eozinofilik/alerjik hastalıklar için yararlı bir biyobelirteç olabileceğini düşündürmektedir. Bu bağlamda periostin Th2 immünitenin de rol oynadığı KSÜ'nün patogenezinde yer alabilir ve periostin seviyeleri KSÜ'de hastalık şiddeti veya tedavi yanıtının prognostik belirteci olabilir. Araştırmada elde edilecek bulgularla; periostinin KSÜ hastalarında tedaviye dirençle olan ilişkisini, farklı tedaviler alan hastalardaki periostinin takiplerdeki değişimini sağlıklı kontrollerle karşılaştırarak prognoz için bir gösterge olup olmadığını ve diğer inflamatuvar belirteçlerle korelasyonunu belirleme hususlarında literatüre katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem 15 Eylül 2021 – 15 Şubat 2022 tarihleri arasında SBÜ Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi, Dermatoloji kliniğinde takip edilen ve araştırmaya dâhil olma ölçütlerini karşılayan; 18-65 yaş arası, KSÜ tanılı hastalar ile sağlıklı gönüllüler çalışmaya dâhil edildi. Katılımcılar 3 grupta incelendi; 1. Grup KSÜ tanılı olup tedavisinde Omalizumab planlanan hastalar (25 kişi), 2. Grup KSÜ tanılı olup tedavisinde antihistaminik planlanan hastalar (25 kişi), 3. Grup ise sağlıklı gönüllülerdi (32 kişi). Hastaların demografik bilgileri, dermografizm ve anjiyoödem öyküleri kaydedildi. 1. ve 2. Grupta tedavi öncesi ve sonrası 12. Haftada; hemogram, sedim, CRP, total IgE ve periostin düzeyleri ile ürtiker kontrol testi sonuçları değerlendirildi. 3. Grupta ise sadece periostin sonuçları kaydedildi. İstatistiksel analiz için SPSS 28.0 for Windows programı kullanıldı. Verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, medyan değerler kullanıldı. Nicel bağımsız verilerin analizinde bağımsız örneklem T-Test, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U test kullanıldı. Bağımlı nicel verilerin analizinde eşleştirilmiş örneklem T-Test, Wilcoxon testi kullanıldı. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test kullanıldı. İstatistiksel alfa anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular Hastaların ortalama yaşı 39.2 yıldı ve kadın cinsiyet baskınlığı mevcuttu. Anjiyoödem öyküsü ve ailede ürtiker hastası varlığı omalizumab grubunda daha yüksekti. Ancak sigara/alkol kullanımı, dermografizm varlığı veya diurnal varyasyonda farklılık saptanmadı. Ne omalizumab ve antihistaminik grupları arasında ne de tedavi öncesi ve sonrası değerler arasında; lökosit, nötrofil, lenfosit, NLR, trombosit, PLR, eozinofil, bazofil, MPV, CRP ve sedim değerlerinde farklılık saptanmadı. Serum total IgE'de omalizumab grubunun tedavi öncesi değerlerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu ancak tedavi sonrası gruplar arasında anlamlı bir farklılık oluşmadığı görüldü. ÜKT'nin her iki grupta da tedavi sonrası anlamlı olarak yükseldiği görüldü ancak omalizumab grubundaki artış miktarı, antihistaminik grubundan daha fazlaydı. Çalışmamızdaki ana medyatör olan periostini incelediğimizde; Omalizumab ve antihistaminik gruplarında tedavi öncesi periostin değeri kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksekti. Omalizumab grubunda tedavi öncesi periostin değeri ise antihistaminik grubundan da anlamlı olarak daha yüksekti. Omalizumab ve antihistaminik gruplarındaki periostin değeri tedavi sonrasında kontrol grubundan anlamlı olarak, halen daha yüksekti. Sonuç Tüm bu veriler ışığında periostin KSÜ immünpatogenezinde aktif rol oynayan bir medyatör olarak değerlendirilebilir. Orta-şiddetli semptomu olan hastalarda, hafif-orta semptomu olanlara göre daha yüksek saptanması, hastalığın şiddeti ile periostin arasında korelasyon olduğunu göstermektedir. Bu da tedavi öncesi ölçülecek periostinin, hastalığın şiddetini öngörmede ve olası bir yükseklik durumunda üst tedavi basamaklarına daha hızlı geçmede yol gösterebilecek bir biyobelirteç olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca omalizumab tedavisi ile periostin düzeylerinin azalmasına rağmen antihistaminik grubunda kaydadeğer bir değişiklik olmaması; Th2 ilişkili interlökin yolaklarının daha aktif rol oynadığı bir grup KSÜ hastasında biyolojik tedaviden çok daha fazla fayda görülebileceğinin bir göstergesi sayılabilir.