Pulmoner emboli tanılı hastalarda serum selenoprotein P ve soluble ST2 düzeyinin tanısal ve prognostik önemi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL YEDİKULE GÖĞÜS HASTALIKLARI VE GÖĞÜS CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: NESLİHAN BOYRACI
Danışman: Seda TURAL
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç Pulmoner Tromboemboli (PTE) pulmoner arter dallarından birinin ya da birkaçının trombüs tarafından kısmi veya tam olarak tıkanması sonucu oluşan sık rastlanılan kardiyovaskuler acil durumdur. Mortalitesi yüksek bir hastalık olmakla birlikte hastalığın tanı anında ve takibi sırasında güçlükler yaşanmaktadır. Akut pulmoner embolinin patofizyolojisinde çok fazla mekanizma olmakla birlikte pulmoner arterde tıkanmaya sekonder pulmoner vaskuler basınçta artış ve sonrasında bir dizi mekanizma ile yaşamı tehtid eden sağ ventrikül yetmezliğine sebep olabilir. Selenoprotein P (SePP) hücre dışı glikoprotein olup öncelikle hepatositler tarafından salgılanır (hepatokin). SePP selenyum (Se) metabolizmasında ve antioksidatif savunmada önemli bir rol oynar. Selenyum, insan vücudunun homeostazı ve özellikle immün sistemin çalışması için önemli rolü olan eser elementlerden biridir. Selenoprotein P, plazmada en yaygın bulunan ve selenyumun ana taşıyıcı proteini olan selenoproteindir. Selenyum depolama bölgeleri sayesinde, vücudun selenyum deposudur. Bu sebeple vücuttaki selenyum düzeylerinin temel göstergelerinden biridir. Soluble ST2 (sST2): İnterlökin-1 reseptör ailesi üyesi olup IL-33 için bir "tuzak" reseptörü olarak işlev görerek antioksidatif savunmada rol oynar. ST2 proteininin iki izoformu vardır; çözünür form (soluble ST2 olarak adlandırılır), reseptör formu (ST2L olarak adlandırılır). Miyokardiyum gerildiğinde, soluble ST2 konsantrasyonunu artırır. Sonuç olarak, yüksek seviyelerde sST2 varlığında kalp daha fazla strese maruz kalır. Çalışmalar, ST2 seviyeleri klinik eşiğin üzerinde olan hastaların tutarlı bir şekilde çok daha yüksek bir mortalite riskine sahip olduğunu, aynı derecede önemli olan ST2 seviyeleri eşiğin altında olan hastaların çok düşük bir mortalite riskine sahip olduğunu göstermiştir. Literatürde pulmoner hipertansiyon ve kardiyovaskuler hastalığa sahip olan hastalarda SePP ve sST2 düzeyleri arasında prognoz ve mortalite açısından anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Pulmoner emboli hastalarında görülebilen sağ ventrikül yetmezliği ve pulmoner hipertansiyon dolayısıyla daha önce konu hakkında yapılmış az sayıda çalışma olduğundan çalışılmaya değer bulunmuştur. Çalışmamızın ana amacı hastaların tanı sonrası alınan serum örneklerinde SePP ve sST2 düzeylerinin prognoz ve mortalite açısından ilişkisinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem Bu çalışma, Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi Bilimsel kurul ve Etik Kurul onayı alınarak (Tarih: 20.08.2020, Karar no: 2020-23) Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalında gerçekleştirildi. Akut PTE tanıları bilgisayarlı tomografi pulmoner anjiografi (BTPA) ile konfirme edilmiş olan toplamda 135 hasta çalışmamıza alındı. Hasların her birinin ayrıntılı öykü, fizik muayene bulguları, ek hastalıkları, yaş, cinsiyet, boy, kilo, body mass index (BMI) değerleri kaydedildi. Her hasta için Wells ve pulmoner emboli severity index (PESİ) hesaplanarak kaydedildi. Ayrıntılı BTPA bulguları, alt ekstremite venöz dopler ultrasonografi bulguları, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) bulguları kaydedildi. Kontrol grubu olarak da hastalık öyküsü olmayan, normal fizik muayene bulgularına sahip 18 yaş üzeri ve çalışmaya katılmayı isteyen 45 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubundan 2 kişi alınan numuneler hemolizli olması nedeniyle çalışma dışı bırakılmıştır. Soluble ST-2 ve SePP için 2 mL olarak alınan venöz kan 3000 devir/dk'da 15 dk kadar santrifüj edildi. Ayrışan serum ependorf tüpüne aktarıldı. Sonrasında test gününe kadar -80°C'lik dondurucuda muhafaza edildi. Çalışmaya dahil edilen hasta ve kontrol grubundan alınan ve test gününe kadar -80 derecede muhafaza edilen serum örnekleri öncelikle oda havasında eritilerek SePP konsantrasyonları kit (bioassay technology lab, Cat.No E2196Hu) ve soluble ST2/IL33 konsantrasyonları kit (bioassay technology lab, Cat.No: E4287Hu) kullanılarak sandwich ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay) yöntemi ile ölçüldü. Bulgular Çalışmaya 135 (%75,8) hasta ve 43 (%24,2) kontrol olmak üzere toplam 178 kişi dahil edilmiştir. PTE tanısı alan hastaların 87'i (%64,4) erkek, 48'si (%35,6) kadın idi. Kontrol grubundaki kişilerin ise 19'u (%44,2) erkek, 24'i (55,8) kadın idi. Hasta grubunun yaş ortalaması 54,52±14,86 olup kontrol grubunun yaş ortalaması 44,47±6,54 tür. Hasta ve kontrol grubunda SePP ve sST2'nin karşılaştırmasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). SePP hastalarda ortalama değeri 17,65 ng/ml iken kontrol grubunda 43,06 ng/ml'dir. SST2 hastalardaki ortalama değeri 10,86 ng/ml iken kontrol grubunda 16,20 ng/ ml düzeyinde izlenmiştir. Kontrol grubunda SePP ve SST2 düzeyleri daha yüksek seyrettiği görülmüştür. Sonuç Akut PTE tanılı hastalarda kontrol grubuna göre SePP ve sST2 değerlerinin daha düşük seyrettiği görülmüştür. 1, 3 ve 6. ay prognoz ve mortalite takibinde bir ilişki bulunamamıştır. Burdan yola çıkılarak pulmoner embolinin şiddetinde, prognoz ve mortalite takibinde ne derece etkili olduğunu açıklamak adına daha geniş ölçekli çalışmalara ihtiyaç vardır.