Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesinde hashimoto tiroiditi tanısı ile takip edilen çocukların değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA KEÇİÖREN SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2017

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ECE GÖKÇE

Danışman: Aysun ÇALTIK YILMAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Hashimoto tiroiditi, diğer adıyla kronik lenfositik tiroidit, çocuk ve adolesanlarda en sık görülen otoimmun tiroid hastalığıdır. Bunun yanı sıra guatr oluşumundan bağımsız edinilmiş hipotiroidizmin de en sık sebebidir. Hashimoto tiroiditi ilk kez 1912 yılında Hakaru Hashimoto tarafından tiroid dokusunun lenfoid dokuya dönüştüğü gösterilerek tarif edilmiştir. Hashimoto tiroiditi kızlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Süt çocukluğu döneminde başlayıp, adolesan dönemde görülme oranı pik yapar. Patogenezinde otoimmünite rol oynamakla birlikte, genetik yatkınlık ve çevresel etmenler de önemlidir. Hastalar guatr varlığı ve serumda tiroid otoantikorlarının artışı ile tanı alır. Takip edilen hastaların çoğunluğu asemptomatiktir. En sık başvuru nedeni boyunda şişlik ve boy kısalığıdır. Bu şikayetlerin yanı sıra tiroid fonksiyon bozukluğuna bağlı olarak halsizlik, kabızlık, okul başarısında azalma, cilt sorunları, kilo artışı, unutkanlık, kilo alma, sinirlilik, çarpıntı da görülebilir. Hashimoto tiroidinde klinik tablo ötiroid durumdan aşikar hipotiroidi ve hipertiroidiye kadar geniş bir yelpazede olabilir. Hastalara tedavide verilen ilaç levotiroksindir. Tedavinin amacı klinik ve laboratuar olarak ötiroidinin sağlanmasıdır. Bu çalışmada Hashimoto tiroiditi ile Çocuk Endokrinolojisi polikliniği'nde 2005-2016 yılları arasında 18 yaşından küçük hastaların yaşı, cinsiyeti, antropometrik ölçümleri, başvuru sırasında olan yakınmaları, ek hastalık öyküsü, aile öyküsü, fizik inceleme bulguları, laboratuvar tetkikleri ve radyolojik bulguları, başlandıysa tedavisi, tedavi süresi, hastaların takip süresi incelenmek hedeflenmiştir. Çalışmamızda hastaların ortalama yaşı 144±36 ay (36-209) olarak bulunmuş; 4 yaşın altında 4 (%0.02) hasta mevcuttu. Kız/erkek oranı 4,09 olarak bulundu. Kliniğimizde takip edilen hastaların ortalama boy SDS'si 0,04±1,08 (-3,17-2,74) olarak bulundu. Boyu -2 SDS'nin altında olan 4 hastanın (% 0,02) 1'i tanı anında subklinik hipotiroidi, 2'si aşikar hipotiroidi, 1'i ötiroidi tanısı ile izlenmekteydi. Hastaların en sık başvuru şikayeti boyunda şişlikti (n:49, %30,1). Daha sonra ise herhangi bir şikayeti olmadan tanı alan hastalar (n:42, %25,8) yer almaktaydı. Diğer şikayetler ise sırasıyla kilo artışı (n:14, %8,6), boy kısalığı (n:11, %6,7), ailede tiroid hastalığı öyküsü (n:9, %5,5), cilt semptomları varlığı (n:9 %5,5), sinirlilik (n:9, %5,5), yorgunluk (n:7, %4,3), unutkanlık (n:3, %1,8), puberte bozukluğu (n:2, %1,2), aritmi (n:2, %1,2), zihinsel fonksiyonlarda gerilik (n:1, %0,6), kabızlık (n:1, %0,6), ısı intoleransı (n:1, %0,6), kilo kaybı (n:1, %0,6), ekzoftalmus (n:1, %0,06), ellerde titreme (n:1, %0,06) olarak tespit edildi. En sık eşlik eden otoimmün hastalık (n:9, %5,5) tip 1 diabetes mellitus olarak bulunmuştur. Diğer eşlik eden otoimmün hastalıkar sırasıyla: otoimmün poliglandüler sendrom (n:1, %0,6) ve otommün hepatittir (n:1, %0,6). Hastaların 89'unda (%54,6) ailede tiroid hastalığı öyküsü bulunmaktadır. Hastalarda görülen en sık fizik muayene bulgusu ise guatrdır (%62,6). Çalışmamızda hastalarımızın %87,1'inde antiTPO pozitifliği, %89,5'inde antiTg pozitifliği saptanmıştır. Tiroid USG incelemesinde hastaların %77,9'unda (n:127) tiromegali saptanmmıştır. Tiromegalisi olan hastaların %39'u subklinik hipotiroidi, %37'si ötiroidi, %13'ü aşikar hipotiroidi, %6'sı subklinik hipertiroidi, %3'ü hipertiroidi tanısı ile izlenmekteydi. Tiroid USG'de hastaların %93,3'ünün tiroid parankimi heterojenken; %6,7'sinin tiroid parankimi homojen olarak tespit edildi. Hastaların %6,7'sinde (n:11) tanı anında, %12,9'unda (n:21) takipte tiroid nodülü tespit edildi. 32 tiroid nodülünün 7 (%21,87) tanesine (%21,87) ince iğne aspirasyon biyopsisi yapıldı. Bunların 2 tanesi (%28,5) belirsiz sitoloji, 5 tanesi (%71,5) benign olarak raporlandı. Malign karakterde bir nodüle rastlanılmadı. Tanı anında subklinik hipotiroidi tanısı ile takip edilen 65 hastanın 7'si (%10) tedavisiz, 45'i (%90) levotiroksin tedavisi başlanarak; aşikar hipotiroidisi olan 21 hastanın tamam levotiroksin tedavisiyle; ötiroidi ile takip edilen 62 hastanın 22'si (%35) tedavisiz, 40'ı (%65) levotiroksin tedavisiyle; subklinik hipertiroidisi olan 10 hastanın 1'i (%10) tedavisiz, 8'i (%80) levotiroksin, 1'i (%10) metimazol tedavisiyle; hipertiroidi ile takip edilen 5 hastanın tamamı metimazol tedavisiyle izlenmeye başlanmıştır. Sonuç olarak, HT özellikle ergenlik döneminde ve kız çocuklarında, iyot eksikliğinin olmadığı bölgelerde, guatrın en önemli nedeni olup; vakalar ötiroidi veya hipotiroidi kliniğinde başvurabilirler. Büyüme ve gelişmede tiroid hormonları önemli role sahip olduğu için, özellikle hipotiroidi kliniğindeki vakaların erken tanı ve tedavisi önem taşımaktadır. Kızlarda daha sık olmakla birlikte, her iki cinste de aile öyküsü pozitif olan guatrlı vakalarda tiroid hormonları ile beraber tiroid otoantikorlarının da bakılması HT tanısı açısından önemlidir. Hashimoto tiroidit mutifaktöriyel olarak ortaya çıkmaktadır. Etiyolojisinde kuvvetli bir genetik geçiş olsa da çevresel faktörlerin etkisi de bilinmektedir. Hipotiroidisi olan hastalarda büyüme hızının azalması, boy kısalığı, letarji, okul performansında azalma, kilo alma, soğuk intoleransı, kuru deri ve konstipasyon sık görülen semptomlardır. Tiroid antikorlarının varlığı HT tanısı koydurmaktadır. Hastaların %85-90'ında antikorlar pozitiftir. Hashimoto tiroidi tanısı koyulan çocuklara belirli aralıklarla tiroid ultrasonografisi yapılmalı, nodül gelişimi açısından izlenmelidir. İzlemde eşlik edebilecek diğer otoimmün hastalıklar da değerlendirilmelidir.