Diz artroplasti yapılan hastalarda ultrason eşliğinde yapılan lumbosakral erektor spina plan bloğu ve adduktor kanal bloğunun postoperatif analjezi yönetimi üzerine etkisinin karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, BURSA TIP FAKÜLTESİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EMRE ULUSOY

Danışman: Mürsel EKİNCİ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Total diz artroplastisi (TDA), postoperatif dönemde belirgin ağrıya neden olan ve erken mobilizasyon ile rehabilitasyon sürecini doğrudan etkileyen majör ortopedik girişimlerden biridir. Yetersiz postoperatif analjezi, opioid tüketiminin artmasına, fonksiyonel iyileşmenin gecikmesine ve hasta memnuniyetinin azalmasına yol açabilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, TDA uygulanan hastalarda ultrason eşliğinde gerçekleştirilen adduktor kanal bloğu (AKB) ile lumbosakral düzeyde uygulanan erektor spinae plane bloğunun postoperatif analjezik etkinlik açısından karşılaştırılmasıdır. Ayrıca iki bloğun opioid tüketimi, motor fonksiyon, yan etki profili ve iyileşme kalitesi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın birincil sonlanım noktası postoperatif opioid tüketimi, ikincil sonlanım noktaları ise ağrı skorları, fonksiyonel iyileşme parametreleri ve hasta memnuniyeti olarak belirlendi. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize ve çift kör tasarımda yürütülen çalışmaya, spinal anestezi altında elektif TDA uygulanacak ASA I–II sınıfı toplam 60 hasta dahil edildi. Hastalar bilgisayar tabanlı randomizasyon yöntemiyle AKB (n=30) ve ESPB (n=30) gruplarına ayrıldı. AKB grubunda blok, femoral arter ve sartorius kası referans alınarak adduktor kanal içerisine; ESPB grubunda ise L5–S1 seviyesinde erektor spinae kası altındaki fasiyal plan içerisine 30 mL %0.25 bupivakain + 1:200.000 epinefrin karışımı uygulanarak gerçekleştirildi. Tüm hastalara standart multimodal analjezi protokolü uygulandı. Postoperatif istirahat ağrısı NRS ile 0., 1., 2., 4., 8., 12., 24. ve 48. saatlerde değerlendirildi. Toplam PCA ile tramadol tüketimi, motor fonksiyon (TUG testi), opioid ilişkili yan etkiler, kurtarıcı analjezi gereksinimi ve 48. saatte QoR-15 skorları kaydedildi. Bulgular: Postoperatif 4. saatte AKB grubunda NRS 1.87 ± 0.35, ESPB grubunda 2.33 ± 0.55 (p 0.05). Zaman dilimlerine göre PCA ile tramadol tüketimi incelendiğinde, 0–4 saat aralığında AKB grubunda 48.0 ± 21.8 mg, ESPB grubunda 38.3 ± 24.5 mg (p=0.040); 24–48 saat aralığında ise AKB grubunda 50.3 ± 22.2 mg, ESPB grubunda 67.2 ± 23.8 mg (p=0.002) olarak bulundu. Bununla birlikte toplam tramadol tüketimi açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (183.7 ± 59.5 mg vs. 186.5 ± 32.9 mg; p=0.841). Motor fonksiyon değerlendirmesinde TUG1, TUG2 ve ΔTUG değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). QoR-15 skorları (132.6 ± 11.7 vs. 133.1 ± 6.7; p=0.539), hasta memnuniyeti, kurtarıcı analjezi gereksinimi ve opioid ilişkili yan etkiler açısından da gruplar benzerdi. Çalışma süresince blok uygulamasına bağlı ciddi komplikasyon izlenmedi. Sonuç: TDA uygulanan hastalarda AKB ve ESPB, multimodal analjezi kapsamında benzer klinik etkinliğe sahip güvenli bölgesel anestezi teknikleridir. AKB erken postoperatif dönemde istatistiksel olarak daha düşük ağrı skorları ile ilişkili olmakla birlikte, bu farkın minimal klinik anlamlılık eşiğinin altında kalması klinik etkisinin sınırlı olduğunu düşündürmektedir. Benzer şekilde dönemsel opioid tüketim farklılıkları da klinik açıdan anlamlı düzeye ulaşmamaktadır. Bu nedenle blok seçiminin, analjezi gereksiniminin zamanlaması ve hasta özellikleri doğrultusunda bireyselleştirilmesi önerilmektedir.