GEÇ PRETERM (≥34 GH) VE TERM BEBEKLERDESÜRFAKTAN TEDAVİSİ UYGULANAN OLGULARIN KLİNİK,DEMOGRAFİK VE LABORATUVAR ÖZELLİKLERİ İLEMORBİDİTE VE MORTALİTE SONUÇLARININKARŞILAŞTIRILMASI


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: İZEM SEVİ KARABIYIK

Danışman: Serdar CÖMERT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

AMAÇ: Geç preterm (≥34 GH) ve term yenidoğanlarda solunum sıkıntısının en sık nedenleri arasında geçici adaptasyon sorunları olmakla birlikte, bazı olgularda sekonder sürfaktan disfonksiyonu oluşabilmekte ve klinik tabloyu ağırlaştırabilmektedir. Bu çalışmada, ≥34 doğan, YYBÜ'nde izlenen ve invaziv mekanik ventilasyon gereksinimi olan olgularda sürfaktan tedavisi uygulanan ve uygulanmayan hastaların klinik, demografik ve laboratuvar özellikleri ile morbidite ve mortalite sonuçlarının karşılaştırılması ve sürfaktan tedavisine verilen yanıtın değerlendirilmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif, tanımlayıcı ve gözlemsel çalışmaya, 01.01.2020–31.12.2025 tarihleri arasında SBÜ İstanbul EAH YYBÜ'nde izlenen, ≥34 gestasyon haftasında doğmuş, invaziv mekanik ventilasyon gereksinimi olan toplam 154 yenidoğan dahil edildi. Olgular, sürfaktan tedavisi alanlar (n=99) ve almayanlar (n=55) olmak üzere iki gruba ayrılarak karşılaştırıldı. Demografik veriler, klinik özellikler, laboratuvar parametreleri ile morbidite ve mortalite sonuçları kaydedildi. Sürfaktan tedavisi uygulanan olgularda tedaviye yanıt; sürfaktan öncesi, 1–4. saat ve 8–12. saatlerde SpO₂/FiO₂ (S/F) oranı kullanılarak değerlendirildi. S/F oranında ≥%50 artış sağlanması veya S/F değerinin ≥428'e ulaşması yanıt olarak kabul edildi. Olgular kalıcı, geçici, ve geç yanıt verenler olarak 3 grupta tanımlandı. Kalıcı ve geç yanıt veren olgular yanıtlı, diğerleri yanıtsız olarak sınıflandırıldı ve karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 154 olgunun %64,3'üne (n=99) sürfaktan tedavisi uygulanmıştı. Demografik ve perinatal özellikler açısından sürfaktan alan ve almayan gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Gestasyon yaşı sırasıyla 37,30±2,04 hafta ve 37,11±1,99 hafta; doğum ağırlığı 2889,64±575,54 gram ve 2936,96±570,62 gram olarak saptanmıştır (p>0,05). Y atış ön tanıları açısından değerlendirildiğinde, her iki gruptaki tüm olguların solunum sıkıntısı nedeniyle yatırıldığı görülmüştür. Sürfaktan alan grupta pnömoni (%9,1) ve RDS-benzeri tablo (%32,3) anlamlı olarak daha yüksek oranda saptanırken (sırasıyla p=0,027 ve p<0,001), TTN sürfaktan almayan grupta anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (%76,3 vs %18,1; p<0,001). İdiyopatik solunum sıkıntısı ise sürfaktan alan grupta daha yüksek oranda izlenmiştir (%38,3 vs %21,8; p<0,001).Sürfaktan replasman tedavisi alan grupta invaziv mekanik ventilasyon süresi (4 [2–7] gün vs 1 [0,5–2,5] gün), noninvaziv ventilasyon süresi, toplam ventilasyon süresi süresi anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (p<0,001). Persistan pulmoner hipertansiyon (PPHN) ve pnömoni yalnızca sürfaktan alan grupta %9,1 oranında görülmüş ve anlamlı bulunmuştur (p=0,027). Yenidoğan yoğun bakım yatış süresi sürfaktan alan grupta anlamlı olarak daha uzun bulunmuştur (13 [9–19] gün vs 9 [6–12] gün; p<0,001). Sürfaktan tedavisine 1–4. saatlerde yanıt oranı %64,6 iken, 8–12. saatlerde bu oran %46,5'e düşmüştür. Genel değerlendirmede olguların %46,5'i yanıtlı, %52,5'i yanıtsız olarak sınıflandırılmıştır. Kalıcı yanıt %28,3, geç yanıt %17,2 ve geçici yanıt %5,1 oranında saptanmıştır. SONUÇ: Geç preterm ve term yenidoğanlarda SRT uygulanan olguların daha ağır klinik tabloya sahip olduğu, daha uzun mekanik ventilasyon ve oksijen ihtiyacı ile daha uzun hastane yatışı gerektirdiği saptanmıştır. Sürfaktan tedavisine erken dönemde anlamlı bir yanıt elde edilmiş olup, olguların yaklaşık yarısında yeterli yanıt sağlanmıştır. Elde edilen bulgular, sürfaktan replasman tedavisinin klinik seyir üzerindeki etkisinin hasta özellikleri ve altta yatan etiyolojiye göre değişebileceğini düşündürmektedir.