Alloimmünizasyon gelişmiş transfüzyon bağımlı talasemi hastalarında immün fonksiyonların değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR DR. BEHÇET UZ ÇOCUK HASTALIKLARI VE CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NAZLI ÖZGE GÖKÇE

Danışman: Tuba Hilkay KARAPINAR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Beta talasemi majör hastalarında allojeneik kök hücre nakli her ne kadar gittikçe artan bir tedavi yöntemi olsa da halen daha çoğu hastada anemiyi önlemek için düzenli eritrosit süspansiyonu transfüzyonları yapılmakta, gerek anemi gerekse tekrarlayan transfüzyonlara bağlı gelişen komplikasyonlar önlenmeye çalışılmakta, böylelikle normal büyüme ve gelişmenin sağlanması hedeflenmektedir. Tekrarlayan transfüzyonlar ile demir birikimi oluşmasının yanı sıra hastanın çoklu allojeneik antijene maruz kaldığı ve bunun immün sistem üzerinde değişikliklere yol açtığı son yıllarda bahsedilmeye başlanmıştır. Bir veya daha fazla spesifik eritrosit antikoru gelişimi sonucu ortaya çıkan alloimmünizasyon bu komplikasyonlardan biridir. Kan donörü ve alıcısı arasındaki eritrosit antijen farklılıkları, alıcının immünite durumu ve tekrarlayan allojenik kan transfüzyonlarının alıcının immün sistemi üzerinde immün modülatör etkilerinden dolayı alloimmünizasyon geliştiği ileri sürülmektedir. Transfüzyon bağımlı talasemi hastalarında alloantikor gelişiminde sorumlu immün regülatörlerin anlaşılması alloimmünizasyon oranının azaltılması ve/veya önlenmesi için uygun verileri sağlayacaktır. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Talasemi Ünitesi'nde düzenli takibi olan transfüzyon bağımlı talasemi tanılı 1-24 yaş arası, 54 hasta (27 erkek, 27 kadın cinsiyet) retrospektif olarak incelemeye alınmıştır. Bu hastalarda alloantikor sıklığı, tipleri ve onların oluşumuna etki eden immün fonksiyonlar ve demografik özellikler incelendi. Bulgular: Hastalarımız arasında ise alloantikor tespit edilme oranı %29,6 olup alloimmünizasyon kliniği %24 hastada tespit edildi. Hastalarımızda alloantikor çeşidi en sık Rhesus sistemine karşı (%70) (Anti-E, anti-e, anti-C, anti-c, anti-Cw) olup 2. Sırada Kell sistemine karşı (%23) (anti-K, anti-Kpa) ve Lutherian sistemi (anti-lua) (%7) olarak sıralanmıştır. Düzenli transfüzyon başlama yaşı ile alloantikor gelişimi arasındaki ilişki incelendiğinde; alloantikor gelişimi olmayan 38 hastada ortanca yaş 11,5 ay (en düşük 4 ay- en yüksek 32 ay) iken, alloantikor gelişimi olan 16 hastada ortanca yaş 15 ay (en düşük 6 ay- en yüksek 54 ay) olarak tespit edildi. Alloantikor gelişimi olan hastalarda düzenli transfüzyona başlama yaşı istatistiksel olarak anlamlı derecede geç olarak bulundu (p=0.03). Gruplar arası transfüzyon sıklığı karşılaştırılmış ve alloantikor gelişimi ile transfüzyon ihtiyacında artış ve dolayısıyla daha sık transfüze edilmelerinin istatistiksel olarak anlamlı arttığı tespit edilmiştir (p<0,001). Alloantikor gelişimi olan 16 hastanın 8'inde (%50) direkt coombs pozitifliği tespit edildi. Alloantikor gelişimi olmayan 38 hastanın 5'inde (%13,2) direkt coombs pozitif saptanmış olup alloantikor gelişimi ile direkt coombs pozitifliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p=0.01). Burada bahsedilen alloantikor gelişimi olmayan ancak direkt coombs pozitifliği saptanan 5 hasta splenektomilidir. Hastalarımızda ise gruplar arasında IgG, IgA, IgM değerleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p=0.403, p=0.747, p=0.272). Benzer şekilde C3 düzeyi ile alloantikor gelişimi arasında istatistiksel anlamlılık mevcut değildir (p=1.00). Serum C4 düzeyleri 54 hastanın 8'inde (%14,8) düşük tespit edildi, bu 8 hastanın 6'sında alloantikor pozitif bulundu. Alloantikor gelişimi olan hastalarda serum C4 düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde düşük olarak bulundu (p=0,006). Lenfosit paneli sonuçları değerlendirilen 2 grupta total lenfosit sayısı, CD3+, CD4+, CD8+, NK hücreler arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.270, p=0.291, p=0.05, p=1.00, p=0.483). Ancak CD19+ B hücreler alloantikor mevcut grupta daha düşüktür (p=0.02). Sonuç: Transfüzyon bağımlı talasemi hastalarında alloimmünizasyon ile temel immün fonksiyonların birlikteliğinin değerlendirilmesini amaçladığımız bu çalışmada alloantikor gelişimi ile D.coombs pozitifliği, C4 düşüklüğü ve CD19+ B hücre sayı düşüklüğü arasında kuvvetli ilişki bulduk. Alloimmünizasyonun immün patogenezinin aydınlatılıp erken fark edilmesini sağlayacak markerların belirlenmesi için moleküler düzeydeki çalışmaların artıp daha fazla hasta sayısı ile çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Beta talasemi majör, Alloimmünizasyon, Alloantikor, Transfüzyon, Lenfosit Panel