Erken doğum tehdidi olan gebe kadınlarda vajinal ureaplasma ve mycoplasma türleri kolonizasyonunun preterm doğum öngörüsü üzerine etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: İBRAHİM ETHEM CANBULUT

Danışman: Pınar KUMRU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Ureaplasma Urealyticum ve Mycoplasma Hominis, Mycoplasmatacea ailesine üye olan ve preterm doğumlarda amniyon sıvısında en sık izole edilen bakterilerdendir. Aynı zamanda bu bakteriler kadın ve erkeklerde genital floranın sık etkenlerindendir. Ancak bu mikroorganizmaların masum birer flora üyesi mi yoksa gizli patojen ajanlar mı olduğu konusu halen belirsizliğini korumakta ve bu konuda birçok araştırma yapılmaktadır. Ayrıca bu iki etkenin vajinal kolonizasyonda bulunmasının erken doğum tehdidi bulguları gösteren veya erken membran rüptürü olan gebelerde komplikasyonlara yol açıp açmadığı açık ve net değildir. Bu çalışmada preterm doğum tehdidi bulguları olan veya preterm membran rüptürü olan gebe hastalarda; vajinal Ureaplasma Urealyticum ve Mycoplasma Hominis kolonizasyonun preterm doğumu veya koryoamniyoniti öngörmeye etkisi olup olmayacağının ve olası maternal ve fetal sonuçları araştırılmaktadır. Materyal Metod: Araştırmada Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine Şubat 2018 - Ocak 2022 tarihleri arasında başvuran,18-45 yaş, 22/0-33/6 gebelik haftası arası, tekil gebeliği olan, düzenli uterin kontraksiyon (10 dakikada 2 veya daha fazla) veya kısalmış serviks varlığı ( 0,05). Başvuru bulguları arasında; gebelik haftası, serviks uzunluğu, başvuruda kontraksiyon olması arasında da istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır (p|>0,05). Vajinal kültürde eşlik eden diğer bakteri kolonizasyonları arasında Candida Albicans, Klebsiella türlerinin eşlik etme sıklığı Mycoplasma Hominis (±Ureaplasma Urealyticum) üreyen grupta daha yüksek oranda saptanmıştır (p 0,05). Hastaların obstetrik sonuçları karşılaştırıldığında, 0,05). Hasta grupları doğum şekli açısından karşılaştırıdığında, yalnızca Ureaplasma Urealyticum üreyen grupta C/S şekli ile doğum olması, ve primer C/S ve fetal distress nedenli C/S olma oranı istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek oranda bulunmuştur (p 0,05). Doğum sonrası yenidoğan ve infant dönem bulguları; vajinal kültürde üreyen Ureaplasma Urealyticum, Mycoplasma Hominis ve üreme olmayan grupla karşılaştırıldığında doğumdaki gebelik haftası, doğum ağırlığı, 1. ve 5. dk APGAR sonuçları, neonatal ölüm oranı, çok düşük doğum ağırlığı oranı, düşük doğum ağırlığı oranı, Gebelik yaşına göre düşük doğum ağırlığı (SGA) oranı, doğum sürecinde mekonyumlu amniyotik mayi saptanma oranı, solunum sıkıntısı yaşayan yenidoğan oranı, 5. Dk APGAR skoru ≤7 olan bebek oranı, yenidoğan sepsisi oranı, (Yenidoğan Yoğun Bakım İhtiyacı) YYBÜ ihtiyacı, yenidoğan ölümü, konjenital pnömoni, Respiratuar Distress Sendromu (RDS), Nekrotizan Enterokolit (NEC), konvüzyon görülen yenidoğan, infantil dönemde Bronkopulmoner Displazi (BPD), intraventriküler kanama arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır(p> 0,05) Ureaplasma Urealyticum ve Mycoplasma Hominis kolonizasyon yükleri (koloni sayımı ≥104 ve 0,05) Sonuç: Çalışmamızda preterm doğum tehdidi ve PPROM tanısıyla yatışı yapılan hastalarda, vajinal kültürde Ureaplasma Urealyticum ve/veya Mycoplasma Hominis üremesinin, obstetrik ve neonatal sonuçlarda belirgin bir farklılık oluşturmadığı kanaatindeyiz. Yalnızca Ureaplasma Urealyticum üreyen gebeliklerde fetal distress nedenli sezeryan oranında artış görülmesi anlamlı bulunmuştur. Bunun dışında bu mikroorganizmalar kendi içerisinde koloni yoğunluklarına göre karşılaştırıldığında, Mycoplasma Hominis veya Ureaplasma Urealyticum üreme miktarının 104 koloni altında veya 104 üzerinde olması da obstetrik veya fetal sonuçlarda bir farklılık göstermemektedir. Bu duruma etkene ve antibiyogram sonucuna spesifik uygulanan antibiyotik tedavilerinin de katkı sağlama olasılığı bulunmaktadır. Yaptığımız çalışmanın retrospektif olması önemli dezavantajlarımızdan biridir. Bu konuda daha yüksek sayıda hastada yapılacak ve kontrol grubu gebelikleri de içeren prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.