Bipolar bozukluk tanılı hastalarda manik ve ötimik dönemde serum gelişmiş glikasyon son ürünü için çözünebilir reseptör (SRAGE) düzeyleri


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, KONYA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, RUH VE SİNİR HASTALIKLARI ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: DENİZ ALTUNOVA

Danışman: İkbal İNANLI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bipolar Bozukluk (BB); tekrarlayan duygudurum dönemleriyle karakterize, ciddi bir hastalık olup, halen etyopatogenezi yeterince aydınlatılamamıştır. Artan sayıda kanıtlar, inflamatuar reaksiyonlar ve immün modülasyon, oksidatif stres, nörotrofinler, mitokondiriyal işlevler ve stresle ilişkili hormonal değişiklikler ve tüm bunların karmaşık ve karşılıklı etkileşimlerinin BB etyopatogenezinde rol oynadığını göstermektedir. Karbonil stres, karbonhidrat ve proteinlerin oksidasyonu ile artan reaktif karbonil bileşiklerinin (RCO'lar) üretimi veya bu bileşiklerin detoksifikasyonunun azalmasından kaynaklanan anormal bir metabolik durumdur. sRAGE (Solubl Reseptör for Advanced Glycation End Product) karbonil stres ürünleri de dahil bir çok inflamatuar sitokini kan dolaşımında bağlayarak bu moleküllerin reseptörlerine ulaşıp patolojik etkiler gerçekleştirmesini önleyebilen bir tuzak reseptör görevi görebilir. Bu çalışmanın amacı; Bipolar Bozukluk tanılı hastalarda sRAGE düzeyinin ölçülmesi, manik, ötimik hasta ve kontrol grubu arasında fark olup olmadığının belirlenmesi ve karbonil stresin bipolar bozukluğun etyopatogenezindeki rolünün araştırılmasıdır. Ayrıca, hastaların sosyodemografik ve klinik özelliklerinin serum sRAGE düzeyleri ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Yöntem: Araştırmaya, 1 Kasım 2018- 1 Temmuz 2019 tarihleri arasında, Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği'nde DSM IV-TR tanı kriterlerine göre BB tip I tanısı ile takip edilen, en az 6 aydır ötimik olan 63 hasta, psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören 63 manik hasta ve yaş, cinsiyet açısından hasta grubu ile benzer özellikte 50 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Hastalara Sosyodemografik Veri Formu, Klinik Global İzlenim Ölçeği (KGİ), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ) ve Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMDÖ) uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise Sosyodemografik Veri Formu uygulanmıştır. Hasta ve kontrol grubundan 12 saatlik açlık sonrası kan alınarak serum sRAGE ve diğer klinik durumları dışlamak amacıyla glukoz, üre, kreatinin, kolesterol, trigliserid, HDL ve LDL çalışıldı. Bulgular: BB tanılı hastaların sRAGE düzeyi kontrol grubundan düşüktü (p<0,001). Ötimik ve manik hastaların sRAGE düzeyleri kontrol grubundan düşüktü (p<0,001) ve her iki grup arasında sRAGE düzeyleri açısından fark yoktu. BB tanılı hastalarda serum sRAGE düzeyi ile yaş (p<0,001), toplam öğrenim süresi (p<0,001), tüketilen sigara miktarı (p=0.013), lityum kan düzeyi (p=0.011), hastalık başlangıç yaşı, (p=0.041) arasında anlamlı negatif korelasyon ve HDL arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı (p=0.006). Bağımlı değişken olarak sRAGE düzeyi ile tüm grupta oluşturulan Generalized Regresyon modeli sonucunda, yaş ve bipolar bozukluk tanısına sahip olma ile sRAGE düzeyi arasında negatif bir ilişki (p=0.001 ve p=0.001), hasta grubunda oluşturulan model sonucunda yaş ile sRAGE düzeyi arasında negatif bir ilişki bulundu (p=0.001) bulundu. ROC analizi sonucunda serum sRAGE değerinin Bipolar Bozukluk için tanısal öngördürücü olduğu belirlendi (AUC:0.768, p<0,001). Sonuç: Bu çalışma; BB tanılı hastalarda sRAGE düzeyinin kontrol grubundan düşük olduğunu ve sRAGE düzeyi ile bipolar bozukluk tanısı arasında anlamlı ilişki olduğunu gösterdi. Ayrıca, sRAGE değerinin BB için tanısal öngördürücü olabileceği belirlendi. Biz, düşük sRAGE düzeyi ve artmış karbonil stresin bipolar bozukluk etyopatogenezinde rolü olabileceğini ve hastalığın tanı ve tedavisine yeni katkılar sağlayabileceğini düşünmekteyiz. Ötimik ve manik dönem tanılı hastaların sRAGE düzeyleri arasında fark yoktu. Bu sonuç; serum sRAGE düzeyinin bipolar bozukluk için bir trait biyomarker olabileceğini desteklemektedir. Çalışmamız, karbonil stres ve bipolar bozukluk ilişkisini değerlendiren ilk çalışma olup, sonuçlarımızın daha fazla çalışma ile tekrarlanmasına ihtiyaç vardır.