Myoma uteri nedeniyle opere edilen ve patoloji sonucu stump (malignite potansiyeli belirsiz düz kas tümörü) ve leiomyoma tanıları alan hastaların preoperatif değerlerinin hastalık tanısı ile ilişkilerinin araştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AHMET TEZCANLAR

Danışman: İlkbal TEMEL YÜKSEL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

AMAÇ: Uterusun malignite potansiyeli belirsiz düz kas tümörü (STUMP), nadir görülen benign-malign ayrımı tam olarak öngörülemeyen; ancak postoperatif histopatolojik inceleme ile tanı alan heterojen bir tümör grubudur. Literatürde tanı, tedavi ve takip konusunda tam bir uzlaşı yoktur. Çalışmamızda kliniğimizde patoloji sonucu STUMP ve leiomyoma tanısı alan olgular retrospektif olarak taranmıştır. Amacımız klinik ve preoperatif hematolojik parametrelerin karşılaştırılmalı analiziyle preoperatif ayırıcı tanı kriterleri bulmaya yöneliktir. GEREÇ ve YÖNTEM: Retrospektif kesitsel planlanan bu çalışmaya Ocak 2015 – Aralık 2023 tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'ne myoma uteri ön tanısıyla başvuran, opere edilen ve nihai patoloji sonucu STUMP ve leiomyoma tanısı alan 25-75 yaş aralığındaki hastalar dahil edilmiştir. 25 yaş altı ve 75 yaş üstü, nihai patoloji sonucu STUMP ve leiomyoma olmayanlar ile kayıtlarına ulaşılamayan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Olguların yaş, BMI, gravida, parite, menapoz, sigara kullanımı gibi demografik veriler ile tümör çapı, tümörün lokalizasyonu, uygulanan cerrahi prosedür, takip süresi, serum CA-125, serum LDH, hemoglobin, hemotokrit, lökosit, trombosit, eritrosit, monosit, nötrofil, lenfosit sayımı ve MLR (monosit-lenfosit oranı), NLR (nötrofil-lenfosit oranı), PLR (trombosit-lenfosit oranı), SII (sistemik immün inflamatuar indeks) ve SIRI (sistemik inflamatuar yanıt indeksi) verileri kayıt altına alındı. Patoloji sonucu STUMP gelen 32 olgu grup S, leiomyoma gelen 41 olgu ise grup L olarak belirlendi. Her iki grupta demografik ve klinik parametreler karşılaştırılarak ayırıcı tanı kriterleri belirlenmeye çalışıldı. BULGULAR: 73 hastanın demografik ve klinik bilgileri ile hematolojik parametreleri tarandı. Hastaların ortalama yaşı 43,87 ± 7,84 yıl, gravida ve parite değerlerinin ortalaması sırasıyla 2,36 ± 1,62 ve 1,97 ± 1,35 bulunmuştur. Tümör çapı ortalaması 6,51 ± 2,90 cm, hastalar ortalama 3,56 ± 2,48 yıl takip edildi. Serum CA-125 ve serum LDH değerlerinin ortalaması sırasıyla 23,17 ± 20,86 U/mL ve 183,24 ± 29,81 U/L olarak saptandı. En sık tümör yerleşimi uterus posterior olup (31,5%), cerrahi prosedürlere bakıldığında ise en sık uygulanan yöntem laparatomi ile myomektomi (57,5%) olduğu görülmüştür. Klinik veriler iki grup içerisinde ayrıca kıyaslandı. Grup S hastalarının yaş ortalaması anlamlı olarak grup L hastalarından daha ileri idi (p=0,040). Grup S hastaları 59,4% oranında menapozda olduğu, grup L'ye kıyasla daha uzun süre takip edildiği gösterildi (sırasıyla p<0,001, p=0,027). Tümör çapı ve serum CA-125 düzeyinde anlamlı fark saptanmadı. Serum LDH düzeyinde ise grup S hastalarında grup L'ye göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p=0,017). Gruplar arasında hematolojik ve inflamatuar parametreler incelendiğinde, hemoglobin, hematokrit, lökosit, trombosit, eritrosit, monosit ve nötrofil değerlerinde anlamlı fark saptanmadı. Grup S hastalarının lenfosit sayımının grup L'ye göre anlamlı olarak yüksek olduğu bulundu (p<0,005). MLR, NLR, SIRI ve SII parametrelerinde gruplar arasında anlamlı fark yoktu. PLR'nin ise grup L hastalarında grup S'ye göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p:0,003). SONUÇ: Çalışmamızın bulgularında serum LDH ve lenfosit düzeylerinin STUMP olgularında anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. İnflamatuar parametrelerden NLR ve MLR'nin ise STUMP da yüksek olmakla birlikte anlamlı farklılığa ulaşmadığı görülmüştür. İlerde yapılacak kapsamlı araştırmalar ile STUMP ve leiomyoma ayrımında tanısal değere sahip olabilecek bu parametrelerin klinik yaklaşımımıza katkı sunacağı çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır.