İzole koroner arter bypass cerrahisi sonrası gelişen atriyel fibrilasyonun etyolojisinde, ortalama trombosit hacmi ile mevsim ilişkisinin retrospektif araştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, BURSA YÜKSEK İHTİSAS SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ABDURRAHMAN DEMİREL

Danışman: Faruk TOKTAŞ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

GİRİŞ: Koroner arter hastalığı dünya genelinde en sık ölüm sebebi olma özelliğini korumaktadır. Koroner arter revaskülarizasyon amacıyla yapılan cerrahi tedavi sonrası gelişen atriyal fibrilasyon, önemli mortalite ve morbidite sebebidir. Yapılan çalışmalarda artmış ortalama trombosit hacminin (OTH) postoperatif atriyal fibrilasyonu (PoAF) artırabileceği gösterilmiştir. OTH mevsimsel olarak değiştiği bilinmektedir. Biz bu güncel çalışmamızda PoAF gelişimi ile OTH arasındaki ilişkinin ilkbahar ve sonbahar mevsimindeki değişimini göstermeyi amaçladık. MATERYAL VE METOD: Bu retrospektif çalışmaya kliniğimizde Mart 2018- Kasım 2022 tarihleri arasında ilkbahar ve sonbahar aylarında, 18-90 yaş aralığında elektif izole koroner bypass operasyonu yapılan toplam 622 hasta ardışık olarak dahil edildi. Hastalar ilkbahar ve sonbahar döneminde opere olan hastalar ile PoAF gelişen ve gelişmeyen hastalar olmak üzere ikişer gruba ayrıldı. İlkbahar ve sonbahar mevsimlerine ve ortalama trombosit hacim değerlerine göre atriyal fibrilasyon risk faktör analizleri yapıldı. BULGULAR: Çalışmaya toplam 622 hasta dahil edildi. Hastalar öncelikle ilkbahar mevsiminde opere edilenler (N=277, medyan yaş=62, erkek cinsiyet oranı= 77,3%) ve sonbahar mevsiminde opere edilenler (N= 345, medyan yaş= 62, erkek cinsiyet oranı= 81,4%) olarak iki grubu ayrıldı. OTH ve trombosit kitle indeksi (TKİ) değerleri sonbaharda opere edilen hastalarda istatiksel açıdan anlamlı olarak yüksekti (Sırasıyla, P<0,001, P=0,005). Çalışmaya dahil edilen hastalar PoAF gelişim durumuna göre (Grup 1: PoAF gelişmeyenler, Grup 2: PoAF gelişenler) iki gruba ayrıldı. Hastalarda PoAF gelişimini öngörücü faktörleri ortaya koymak amacıyla tek değişkenli ve çok değişkenli lojistik regresyon analizleri yapıldı. Tek değişkenli analiz sonuçlarında 70 yaş üzerinde olmak [Odds Oranı (OO): 2,845 95% Güven aralığı (GA): 1,750-5,388 P<0,001], hipertansiyon (OO: 0,654 95% GA: 0,358-0,845 P=0,028), sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonunun 30% altında olması (OO: 1,959 95% GA: 1,360-3,070 P<0,001), KOAH (OO: 2,154 95% GA: 1,660-4,227 P<0,001), SYNTAX skor I yüksekliği (OO: 1,290 95% GA: 1,070-1,889 P<0,001) ve TKİ değerleri (OO: 0,816 95% GA: 0,604-0,965 P=0,029) PoAF ile anlamlı olarak korele saptandı. OTH artışı (OO: 0,896 95% GA: 0,654-1,190 P<0,217) ile PoAF gelişimi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı. SONUÇ: Bu güncel çalışmamızda öncelikle sonbahar aylarındaki hastalarda OTH ve TKİ değerlerinin daha yüksek olduğunu ortaya koyduk. Ancak PoAF oranları açısından iki mevsim arasında fark olmadığı sonucuna ulaştık. İleri yaş, düşük ejeksiyon fraksiyonu, KOAH varlığı ve hipertansiyon gibi bilinen risk faktörlerini PoAF ile ilişkili ortaya koyduk. Ayrıca literatürde ilk olarak izole KABG yapılan hastalarda TKİ değeri ile PoAF gelişimi arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösterdik. ANAHTAR KELİMELER: Koroner arter hastalığı, postoperatif atriyal fibrilasyon, ortalama trombosit hacmi