Bipolar bozukluk tanılı ötimik hastalarda kronotipin serum sitokin ve nörotrofin düzeyleri ile ilişkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: REMZA MERVE CİLLİ BİLİCİ
Danışman: Simge Seren KIRLIOĞLU BALCIOĞLU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:AMAÇ: Nöroinflamasyon ile kronotip, nörotrofik faktörler ile kronotip ve bipolar bozukluk ile inflamasyon arasındaki ilişkiler daha önce araştırılmış olsa da, kronotip, inflamatuar belirteçler, beyin türevli nörotrofik faktör (BDNF) ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) gibi nörogenez ve anjiogenez süreçleriyle yakından ilişkili olan, aynı zamanda beyin işlevlerinin korunmasında önemli rol oynayan nörotrofinler arasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin hastalık özellikleriyle bağlantısını inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmada, bipolar bozukluk tanılı ötimik dönemdeki hastalarda, pro-inflamatuar sitokinler olan interlökin (IL)-1 ve tümör nekroz faktörü (TNF)-α ile bir anti-inflamatuar sitokin olan IL-10, ayrıca VEGF ve BDNF seviyelerinin kronotip ile ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bunun yanı sıra, kronotip ile klinik özellikler arasındaki ilişkide bu inflamatuar ve nörotrofik faktörlerin aracılık edici rollerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza, DSM-5 tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tanısı almış ve ötimik dönemde olan, Young Mani Derecelendirme Ölçeği'nden 5 puan ve altında, Hamilton Depresyon Ölçeği'nden 7 puan ve altında puan alan 80 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar, Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniği ayaktan tedavi ünitesinde takip edilmekte olan veya psikiyatri servislerinde yatarak tedavisi sürdürülen ötimik döneme ulaşmış bireylerden ardışık olarak, randomizasyon yapılmaksızın çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların sosyodemografik ve klinik bilgileri, çalışmaya özgü hazırlanmış veri formu kullanılarak kaydedilmiş; boy, kilo, kan basıncı ve bel çevresi ölçümleri yapılmıştır. Biyolojik ritmi değerlendirmek ve kronotipi belirlemek amacıyla, özbildirim esasına dayalı bir ölçekler olan Biyolojik Ritim Değerlendirme Ölçeği (BRIAN) ve Sabahçıl-Akşamcıl ölçeği (MEQ) uygulanmıştır.BULGULAR: Akşamcıl kronotipte, sabahçıl kronotipe göre BRIAN uyku puanının (p=0.008), BRIAN aktivite puanının (p=0.034) , BRIAN toplumsal puanının (p=0.003), BRIAN yeme alışkanlıkları puanının (p=0.003), BRIAN baskın ritim örüntüsü puanının (p=0.004 ) daha yüksek olduğu saptanmıştır. BRIAN aktivite puanı arttıkça toplam atak sayısının arttığı ve aralarında anlamlı bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p=0.024). BRIAN toplumsal puan ve yeme alışkanlıkları puanı ile toplam atak sayısı arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanmıştır (p<0.001 ve p=0.017). BRIAN toplam puanı arttıkça, atak sayısının da arttığı ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönde bir korelasyon olduğu saptanmıştır (p=0.001). Kronotip grupları arasında sitokin düzeyleri ve nörotrofik faktörler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Bununla birlikte, IL-10 pg/mL değeri ile hastanede yatış arasında negatif yönlü korelasyon olduğu saptanmıştır (p=0.008). Çok değişkenli lojistik regresyon modelinde, intihar girişiminin daha çok atak geçiren grupta bulunmayı 3,663 kat arttıran (p=0,034) bağımsız bir risk faktörü olduğu ve BRIAN toplam puanın daha çok atak geçiren grupta bulunmayı 1,073 kat arttıran (p=0,031) bağımsız bir risk faktörü olduğu saptanmıştır. SONUÇ: Akşamcıl kronotipte, biyolojik ritim bozukluklarının daha belirgin olduğu ve ve bu durumun özellikle uyku, aktivite, toplumsal davranış ve yeme alışkanlıkları gibi alt boyutlarda belirgin olduğu saptanmıştır. Bozulmuş biyolojik ritimi ifade eden BRIAN puanlarının artışı ile toplam atak sayısının artışı arasında anlamlı pozitif korelasyon tespit edilmiştir. Bu bulgular, biyolojik ritim bozukluklarının hastalık sürecinde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Kronotip grupları arasında sitokin düzeyleri ve nörotrofik faktörler açısından anlamlı fark tespit edilmemekle birlikte, anti-inflamatuar bir sitokin olan IL-10'un düşük seviyelerinin hastanede yatış süresi ile negatif yönde ilişkili olması, inflamasyonun bipolar bozukluk patofizyolojisindeki rolünü destekler niteliktedir. Ayrıca, intihar girişiminin ve yüksek BRIAN toplam puanının, daha fazla atak geçiren hastalarda bağımsız risk faktörleri olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar, bipolar bozuklukta biyolojik ritim düzenlenmesinin önemini ve bu süreçlerin klinik seyrin iyileştirilmesi için hedeflenebilecek potansiyel bir müdahale alanı olduğunu göstermektedir. İleri çalışmalarda daha geniş örneklem grupları ile biyolojik ritim ve inflamasyon arasındaki ilişkiyi incelemek, hastalık yönetiminde yeni yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk; Kronotip; Biyolojik Ritim; İnflamasyon; Nörotrofik Faktör