Minimal invazif açık kalp cerrahisi uygulanan olgular ile medyan sternotomi uygulanan olguların peroperatif ve postoperatif verilerinin karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL DR. SİYAMİ ERSEK GÖĞÜS KALP VE DAMAR CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SEBİL MERVE ŞEN TOPCU

Danışman: Cevdet Uğur KOÇOĞULLARI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Hastanemizde 2015-2020 yılları arasında yapılan Atriyal septal defekt onarımı (ASD), Mitral kapak replasmanı (MVR) ve Aort kapak replasmanı (AVR) operasyonlarında; minimal invazif açık kalp cerrahisi uygulanan olgular ile medyan sternotomi uygulanan olguları retrospektif olarak inceleyerek; benzer demografik özellikler ve Euroscore II değerine sahip hastaların preoperatif verileri, peroperatif verileri ve postoperatif dönem morbidite ve mortalite verileri karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışma retrospektif ve gözlemsel olarak tasarlandı. Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi'nde; 01.01.2015 - 31.07.2020 tarihleri arasında yapılan AVR, MVR, ASD hastalarından; 20'si ASD, 11'i MVR, 11'i AVR hastası olmak üzere 42 tane minimal invazif uygulanan hasta ile demografik özellikleri ve Euroscore II değeri benzer olan 49'u ASD, 38'i MVR, 10'u AVR hastası olmak üzere 97 tane medyan sternotomi uygulanan, toplamda 139 hasta çalışmaya alınmıştır. Hastalar cerrahi ekipler bazında incelenerek 10 ve üzeri sayıda minimal invaziv girişim tecrübesi olan ekiplerin yaptıkları ameliyatlar çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu hastalar operasyon yöntemine göre iki gruba ayrıldı. Grup I: Minimal invazif açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların tamamında sağ anterior mini torakotomi yöntemi ile operasyon yapılmıştır. Grup II: Açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların tamamında medyan sternotomi yöntemi ile operasyon yapılmıştır. Grup I ve Grup II'de ki benzer demografik özellikler ve Euroscore II değerine sahip hastaların preoperatif verileri, peroperatif verileri, postoperatif dönem verileri karşılaştırıldı. İstatistiksel analiz için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık p 0,05). Hastaların hiçbirinde kritik ix preoperatif durum yaşanmamış ve acil cerrahi gerekmemiştir. Hastaların hepsi elektif vaka olarak opere edilmiştir. Olguların kardiyopulmoner baypas süreleri, aortik kros klemp süreleri torakotomi uygulanan hastalarda daha uzun bulunmuştur fakat istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Grup I'de baypas süresi ortalama 115,3±59,78 dakika, kros klemp süresi ortalama 79,07±46,04 dakikadır. Grup II'de ise baypas süresi ortalama 93,75±34,63 dakika, kros klemp süresi 62,87±26,34 dakika olarak saptanmıştır. Grup I'deki hastaların hastanede yatış süreleri ortalama 8,28±3,49 gün olup, Grup II'deki hastaların ortalama 8,8±3,32 gündür. Grup I'de hastanede yatış süresi, istatistiksel olarak Grup II'dekilerden anlamlı olarak düşük saptanmıştır (p=0,037). Yoğun bakım ünitesinde yatış süreleri ve entübasyon süreleri ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Komplikasyon görülme ve revizyon yapılma, drenaj miktarları, kan transfüzyonu ihtiyacı, inotropik ilaç ihtiyaçları, atriyal fibrilasyon (AF) görülme ve yara yeri enfeksiyonu görülme oranlarında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptanmamıştır. ASD yapılan 1 hasta, düzelmeyen hipoksi nedeniyle ilk 12 saat içinde revizyona alınmış ve sternotomiye geçilerek tekrar ASD onarımı yapılmıştır. Grup I'deki olguların preop kreatinin, hesaplanan kreatin klirensi ve postop kreatinin değerleri ile Grup II'deki olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Postoperatif dönemde her iki grupta da akut böbrek yetmezliği (ABY) gelişmemiştir ve diyaliz ihtiyacı olmamıştır. Olguların ekokardiyografi sonuçlarında; preoperatif ve postoperatif ejeksiyon fraksiyonu (EF) ve pulmoner hipertansiyon (PHT) değerleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. EF değerleri korunmuş ve PHT değerleri azalarak normal değerlere geldiği görülmüştür. ASD, MVR, AVR ameliyatı yapılan hastalar kendi içlerinde her iki grup açısından karşılaştırıldığında benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Sonuç: Giderek artan tıbbi teknolojik gelişmelere bağlı olarak, hem hasta hem de cerrahın tercihi minimal invazif yöntem lehine giderek artmaktadır. Teknolojik yeniliklerin cerrahiye adaptasyonu ile daha iyi stabilizasyon ve eksposure x imkanlarının sağlanması ameliyat süresi, baypas ve kros klemp süresinin kısaltılmasını sağlayacaktır. Bu sürelerin uzun olması, minimal invazif yöntemin kozmetik açıdan değerli olduğu kadar postoperatif oluşabilecek komplikasyonların az olması, mekanik ventilatör desteği süresini azaltması, hastane ve yoğun bakım ünitesinde yatış süresini kısaltması, kan transfüzyon ihtiyacının az olması, yara yeri enfeksiyonlarının daha az görülmesi ve hastanın daha rahat postoperatif dönem geçirmesi gibi olumlu sonuçları göz önüne alındığında, sternotomiye göre belirgin üstünlüğünü korumaktadır. Hasta sayısı arttıkça, hem ekip hem de cerrahi merkezlerin tecrübeleri gelişerek daha az komplikasyon ve revizyon görülmesi beklenir. Literatürdeki benzer çalışmalarla uyumlu gelen sonuçlarımız minimal invazif girişimlerin gelecekte daha da önem kazanıp yaygınlaşacağını düşündürmektedir. Çalışmamızda incelediğimiz ASD, MVR, AVR yapılan hastalara ek olarak koroner arter ve aort cerrahisi gibi daha geniş alanlarda minimal invazif yöntem kullanımının artacağı düşünmekteyiz.