Basit febril nöbetli hastalarda sistemik inflamasyon indeksinin 24 saat içinde ateşli nöbet tekrarını öngörmedeki rolü


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ATATÜRK GÖĞÜS HASTALIKLARI VE GÖĞÜS CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: HALENUR GÜVENDİ PATAN

Danışman: İlknur BODUR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç:Bu çalışma ile hastanemiz çocuk acil polikliniğine basit febril konvülziyonla başvuran 6 ay-6 yaş arası çocuklarda sistemik immün inflamasyon indeksini ve diğer inflamasyon parametrelerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Sağlık Bakanlığı Üniversitesi Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Polikliniğinde 15 Haziran 2020-15 Haziran 2024 tarihleri arasında basit febril konvülziyon tanısı almış hastaların sistemik immün inflamasyon indeksi ve diğer inflamasyon parametreleri karşılaştırılmış olup 6 ay-6 yaş arasındaki 296 hastanın dosyası retrospektif olarak incelenmiştir. Çalışmamızda nörolojik, metabolik hastalığı bulunan veya kronik hastalıkları (hematolojik, immünolojik vb.) olanlar, kronik ilaç kullanımı olanlar ve eşlik eden travması olan hastalar dışlandı. Ayrıca, hemogram sonuçları eksik olan ya da merkezi sinir sistemi enfeksiyonu veya elektrolit dengesizliği tespit edilen hastalar da incelemeye dahiledilmedi. Çalışmada hastaların; yaş, cinsiyet, konvülziyon tipi ve önceki konvülziyon öyküsü, ateş etiyolojisi, ailede febril konvülziyon/epilepsi varlığı, başvuru anındaki ateş ölçümleri ve hastanede takip süreleri kaydedildi. Beyaz kan hücresi (WBC), trombosit, nötrofil ve lenfosit sayımları ile glukoz ve C-reaktif protein (CRP) düzeyleri laboratuvar verileri olarak kaydedildi ve analiz edildi. Sistemik immün-inflamasyon indeksi (SII), trombosit, nötrofil ve lenfosit değerleri kullanılarak hesaplandı. Trombosit sayısının nötrofil sayısı ile çarpılması ve bu değerin lenfosit sayısına bölünmesiyle elde edilen SII, hastaların inflamatuar durumlarını değerlendirmede kullanıldı. Bulgular:Hastaların yaş ortalaması27.6±14.9 ay(min:6 ay, max:72 ay) olarak hesaplandı. Toplam 296 hastanın 158'i (%53,4) erkek, 138'i (%46,6) kızdı. Hastalar basit ve komplike febril konvulziyon olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm hastaların 259'u (%87,5) basit febril konvülziyon grubunda, 37'si (%12,5) ise komplike febril konvülziyon grubunda incelenmiştir. Her iki grup arasında yaş ortalaması ve cinsiyet baskınlığı açısından anlamlı fark görülmedi. Hastaların başvuru yılına göre dağılımı değerlendirildiğinde, 2020,2021,2022, 2023 ve 2024 yıllarında oranlar sırasıyla %2, %28,4, %26,4, %26,4 ve %16,9 olarak saptanmıştır.Çalışmamıza, 2020 yılının ikinci altı aylık ve 2024 yılının ilk altı aylık döneminde başvuran olgular dahil edilmiştir. Her iki grupta vakaların hastaneye başvuru saatleri daha çok 16.00-24.00 aralığındayken en az başvurunun da 24.00-08.00 zaman diliminde olduğu görüldü. Febril konvülziyon olgularının en sık görüldüğü mevsim kış mevisimi olarak sonuçlandı ve gruplar arasında bu açıdan anlamlı fark saptanmadı(p=0.351). Hastaların önceki febril konvülziyon öyküsü sorgulandığında her iki grupta da vakaların yarısından fazlasında geçmişte febril konvülziyon öyküsü mevcut değildi. Ateş etiyolojisi incelendiğinde, basit febril konvülziyon grubunda hastaların %82,2'sinde ve komplike febril konvülziyon olan hastaların %78,4'ünde üst solunum yolu enfeksiyonu etiyoloji olarak saptandı (p=0.648). Hastalar; ailesinde febril konvülziyon/epilepsi öyküsü açısından değerlendirildiğinde, aile öyküsü bulunmayan hastaların oranı basit febril konvülziyon grubunda %32,0; komplike febril konvülziyon grubunda %48,6 bulunmuş ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir(p=0.042). Hastaların 1.derece akraba (anne, baba) ve 2.derece akrabalarında (kardeş) febril konvülziyon öyküsü bulunması her iki grupta da benzer bulundu.Aynı şekilde 1. ve 2. derece akrabalarda epilepsi öyküsü varlığı da her iki febril konvülziyon grubunda benzer oranlarda görüldü. Hastaların üçüncü ve dördüncü derece akrabalarında febril konvülziyon öyküsü açısından her iki grup benzer bulunmuştur. Üçüncü ve dördüncü derece akrabalarda epilepsi öyküsü pozitifliği ise basit febril konvülziyon grubunda %3,9 olarak saptanırken komplike febril konvülziyon grubunda hiçbir hastada tespit edilmemiştir. Ailesinde febril konvülziyon/epilepsi öyküsü bilinmeyen hastaların oranı basit febril konvülziyon grubunda %42,9; komplikefebril konvülziyon grubunda %10,8 olarak hesaplandı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.001). Hastaların takip sürelerine bakıldığında, basit febril konvülziyon grubunda ortalama takip süresi 17.0±28.5 saat, komplikefebril konvülziyon olan hastaların ise 52.6±28.1 saat olarak tespit edildi. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Ortalama vücut sıcaklığı (ateş) değerleri her iki grupta benzer bulundu. Hemogram parametreleri açısından incelendiğinde her iki febril konvülziyon grubunda da beyaz küre, nötrofil ve lenfosit sayıları benzer değerlerde bulunmuştur. Tüm hastaların ortalama hemoglobin değeri 12.1±1.1 g/dL ve ortalama trombosit sayısı 312.9±96.1 (x109/L) şeklindeydi. Her iki grupta benzer sonuçlar mevcuttu ve istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Tüm hastaların ortalama glukoz değeri 120.9±29.3 mg/dL ve ortalama C-Reaktif Protein düzeyi 21.1±32.6 mg/L olarak ölçüldü. Her iki grup arasında anlamlı fark görülmedi. Sistemik immün-inflamasyon indeksi, basit febril konvülziyongrubunda 1059.3±962.1 (x109/L) komplikefebril konvülziyongrubunda ise 1071.4±982.9 (x109/L) olarak bulundu ve fark anlamlı değildi (p=0.939). Sonuç: Çalışmamızda incelenen febril konvülziyon olgularının büyük çoğunluğunun basit febril konvülziyon vakalarından oluştuğu belirlenmiştir. Hastaların en sık başvurduğu dönem kış ayları olup, gün içerisinde ise en sık başvuru saat 16.00-24.00 aralığında gerçekleşmiştir. Olguların çoğunda daha önce febril konvülziyon öyküsü bulunmamaktadır. Ateş etiyolojisinde en yaygın nedenin üst solunum yolu enfeksiyonları olduğu saptanmıştır. Aile öyküsü açısından değerlendirildiğinde, febril konvülziyon öyküsü bulunmayan hastaların oranının komplike febril konvülziyon grubunda daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, basit febril konvülziyon olgularında aile öyküsü bilinmeyen hastaların oranı, komplike febril konvülziyon grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazlaydı. Her iki febril konvülziyon grubunda sistemik immün-inflamasyon indeksleri karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sistemik immün inflamasyon indeksi yeni bir inflamasyon belirtecidir. SII; kolay hesaplanır ve düşük maliyetlidir. Yapılan çalışmalarda SII'nın hastalığın şiddeti, kötü prognoz ve mortalite ile ilgili öngörücü bir faktör olarak kullanılabileceği vurgulanmaktadır. Yakın zamanda tanımlanan SII için gelecekte daha farklı hastalıklarda inflamasyon belirteci olarak kullanılabileceği, bazı durumlarda prognostik gösterge olabileceği ve daha yaygın kullanılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: febril konvülziyon, sistemik inflamasyon indeksi, çocuk