Yüzeyel femoral arter stenoz ve oklüzyonlarında endovasküler tedavi sonuçları ve restenoz oluşumunun değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, HAMİDİYE ULUSLARARASI TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: DOLUNAY ALVER

Danışman: Sinan ŞAHİN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Periferik arter hastalığının en sık etkilediği vasküler yapı yüzeyel femoral arterdir. Yüzeyel femoral arter stenoz ve oklüzyonlarında, endovasküler tedaviler artan bir sıklıkla uygulanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, yüzeyel femoral arter stenoz veya oklüzyonlarında endovasküler tedavi uygulanmış hastaların sonuçlarının değerlendirilmesi, perkütan translüminal anjioplasti (PTA) ve endovasküler stent uygulanan gruplarının restenoz oranlarının ve sürelerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması, restenoz oluşumu açısından hastaların demografik özellikleri, ek hastalıkları ve lezyon özellikleri arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif ve tek merkezli çalışmada, 01 Haziran 2014- 01 Haziran 2022 tarihleri arasında yüzeyel femoral arter stenozu veya oklüzyonu nedeniyle İstanbul Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile eğitim protokolü olan İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Girişimsel Radyoloji Kliniğinde endovasküler tedavi uygulanan hastaların kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastaların girişim öncesi stenoz veya oklüzyonlarının morfolojik özellikleri Dijital Substraksiyon Anjiyografi (DSA) görüntüleri üzerinden değerlendirildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, ek hastalıkları ve başvuru şikayetleri klinik kayıtlardan saptandı. Hastalar, endovasküler girişimin tipine (Stent veya PTA) göre gruplandırıldı. Hastaların takibinde yüzeyel femoral arterde restenoz oluşumu ve stent yerleştirildiyse stent içi restenoz, hastaların Renkli Doppler Ultrasonografi (RDUS), Bilgisayarlı Tomografik Anjiyografi (BTA) ve DSA görüntüleri incelenerek değerlendirildi. İşlem sonrası komplikasyonlar not edildi. Hastalarda restenoz sonrası yapılan ek girişimler incelendi. Veriler, hastaların demografik özellikleri, komorbiditeleri ve restenoz oluşumu, lezyon özellikleri ve restenoz oluşumu, PTA-Stent tedavileri sonrası açıklık oranı ve süresi arasındaki ilişki açısından SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Kolmogorov Smirnov testi ile verilerin dağılımının normal dağılıp dağılmadığı kontrol edildi. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (ortalama, standart sapma, medyan, min, max, frekans, oran), kategorik verilerin analizinde ise Ki-kare testi kullanıldı. Bulgular: Çalışmada 575 yüzeyel femoral arter lezyonu ve 507 hasta incelendi. Lezyon odaklı olarak hastaların %88,0'i (n=506) erkek, %12,0'si (n=69) kadındı. Çalışmaya alınan olguların yaşları 40 ile 90 arasında değişmekte olup, ortalama yaş 63,27±9,30 olarak saptandı. Olguların yaş dağılımları incelendiğinde en sık yaş grubu %35,1 ile 61-70 yaş aralığındaki hastalardı. Olgular komorbidite açısından incelendiğinde en sık rastlanan ek hastalık %88,3 ile (n=508) hipertansiyon (HT) ve takiben %57,7 ile diabetes mellitus (DM) olduğu görüldü. Periferik arter hastalığı gibi aterosklerotik süreç sonucu oluşan koroner arter hastalıkları (KAH) görülme oranı ise %49,6 (n=285) olarak saptandı. Olguların lezyon tarafı incelendiğinde en sık %40,7 ile (n=234) sol taraf olarak gözlenmiştir. Bilateral lezyon, hastaların %23,7'sinde (n=136) mevcuttu. Lezyon yeri incelendiğinde en sık %28,2 ile (n=162) tüm trase olarak gözlendi. Tüm traseyi takiben en sık ikinci lezyon yeri orta+distal bölge olarak saptandı. Olguların Trans-Atlantic Inter-Society Consensus (TASC) sınıfı incelendiğinde en sık %33,9 (n=195) ile sınıf C olarak gözlendi. Olguların Stenoz/Oklüzyon durumu incelendiğinde %59,8'inin (n=344) stenoz, %40,2' sinin (n=231) oklüzyon olduğu gözlendi. Lezyon uzunlukları açısından incelendiğinde %69,2'sinin (n=398) 20 cm'den daha az, %30,8'inin (n=177) 20 cm. veya daha uzun lezyon uzunluğuna sahip olduğu saptandı. Olguların geliş şikayetleri incelendiğinde en sık %44,8 ile (n=257) Rutherford 3 sınıfında olduğu gözlendi. Hastaların %57,7'sine (n=332) PTA ve sonrasında endovasküler stent yerleştirilmiş olduğu, %42,6'sına (n=243) sadece PTA uygulanmış olduğu görüldü. Stent yerleştirilen grupta 3 yıllık takip sonucu saptanan restenoz oranı %36,1 (n=120), sadece PTA uygulanan grupta %42,8 (n=104) olarak bulundu. Stent yerleştirilmesi veya PTA uygulanması durumuna göre olgularda restenoz gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Tüm olguların restenoz oluşumu ile hiperlipidemi, sigara içimi arasında anlamlı ilişki ve DM ile %90 güvenle ilişki bulunurken, lezyon özelliklerinden uzun lezyon (>20 cm), TASC-D sınıfı ve proksimal+orta SFA yerleşimli lezyonlar ile restenoz arasında anlamlı ilişki saptandı. PTA yapılan hastalarda ise restenoz oluşumu ile HT, serebrovasküler olay (SVO), koroner arter bypass greft (KABG) operasyonu ve sigara içimi arasında anlamlı ilişki bulunurken, lezyon özelliklerinden uzun lezyon (>20 cm), oklüzyon varlığı, TASC-D sınıfı ve yüzeyel femoral arterin tüm trase yerleşimli lezyonları ile restenoz arasında anlamlı ilişki saptandı. Stent uygulanan hastalarda ise restenoz oluşumu ile KAH, kronik böbrek yetmezliği (KBY), ve sigara içimi arasında anlamlı ilişki ve hiperlipidemi (HL) ile %90 güvenle ilişki bulunurken, lezyon özelliklerinden uzun lezyon (>20 cm), TASC-D sınıfı ve yüzeyel femoral arter proksimal+orta yerleşimli lezyonlar ile restenoz arasında anlamlı ilişki saptandı. Sonuç:. Endovasküler tedavilerin başarısı ve yaygınlığı, son yıllardaki teknolojik ve teknik gelişmeler ile ve tecrübenin artış göstermesiyle birlikte giderek artmaktadır. Yüzeyel femoral arter lezyonlarına yönelik yapılan endovasküler işlemler, tecrübeli ellerde güvenli bir şekilde ve az oranda komplikasyonla uygulanıp, kısa dönemde yüz güldürücü sonuçlar vermekle beraber uzun dönemde görülen restenoz büyük bir problem olmayı sürdürmektedir. Restenoz açısından riskli hasta ve lezyon özelliklerinin belirlenmesi ile bu hasta gruplarında uygun tedavi seçimi ve yakın takip, işlemlerin başarı oranlarını arttıracaktır. Sigaranın bıraktırılmasının, kan şekeri ve tansiyon düzeylerinin normalize edilmesinin, hiperlipidemi mevcutsa statinler ile düşürülmesinin endovasküler işlemlerin başarısını arttıracağı öngörülmektedir.