Geç preterm ve term yenidoğan bebeklerde polisiteminin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA DR. SAMİ ULUS KADIN DOĞUM ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2017

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: RUMEYSA YALÇINKAYA

Danışman: Ayşegül ZENCİROĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş: Neonatal polisitemi, venöz kanda hematokrit (hct) değerinin %65'in üzerinde olmasıdır. Polisitemide temel kaygı hiperviskoziteye bağlı komplikasyonlardır. Bu çalışmada, yenidoğanlarda polisitemi risk faktörleri, semptomları ve tedavilerinin geç preterm ve term gruplarda ve ayrıca farklı hct düzeylerinde değerlendirilmesi ve kıyaslanması amaçlandı. Ayrıca polisitemik yenidoğanlarda trombositopeni, TSH ve sT4 düzeyleri irdelendi. Gereç ve yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları SUAM Yenidoğan Kliniğinde 01.01.2013–31.12.2016 tarihleri arasında yatarak izlenen, gebelik yaşı 34 hafta ve üzeri olan tüm olgular arasında 4. saat venöz hct değeri %65 ve üstünde olup; sepsis, pnömoni, metabolik hastalık ve konjenital kalp hastalığı tanısı dışlanan 347 hasta çalışmaya alındı. Hastalar gebelik yaşlarına (geç preterm, erken term, term) ve ayrıca hct değerlerine (hct <70 ve hct≥70) göre gruplandırıldı. Gruplar hastaların ve annelerinin demografik özellikleri, risk faktörleri, semptom ve bulguları, laboratuvar verileri ve tedavi özellikleri açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda 34 hafta ve üzeri yenidoğanlarda polisitemi sıklığı %7.7 bulundu. Hastaların 158'i kız (%45.5), 189'u erkekti (%54.5). Genel olarak hastaların %35.1'asemptomatik, %64.9'u semptomatikti. En sık görülen semptomlar hipoglisemi (%32.5) ve hiperbilirubinemi (%29.6), en sık görülen risk faktörü SGA (%32) idi, Hematokrit <70 grubunda hastaların %61.9'u, hct ≥ 70 grubunda hastaların %75.7'si semptomatikti (p=0.039). Hematokrit ≥70 grubunda, <70 grubuna göre hipoglisemi (%43.2 / %29.7, p=0.038), hipokalsemi (%9.5 / %2.9, p=0.023) ve pletore (%14.9 / %2.9, p<0.001) daha sık saptandı. Tedavi açısından <70 grubunda en sık gözlem, ≥70 grubunda ise en sık parsiyel kan değişimi (PET) uygulandığı görüldü. Gebelik haftalarına göre geç preterm, erken term ve term gruplarında sırasıyla 59 (%17), 138 (%39.7) ve 150 (%43.2) hasta vardı. Semptomatik hasta oranı geç preterm grupta %76.3, erken termlerde %57.2 ve term grupta %67.3 saptandı. Geç preterm grup erken term gruba göre daha fazla semptomatikti (p=0.026), özellikle de hiperbilirubinemi erken term gruba göre anlamlı olarak daha fazlaydı (p=0.026). Bu gruplarda en sık uygulanan tedavi gözlem idi ve uygulanan tedaviler yönünden fark yoktu (p=0.19). Hastaların 78'inde (%22.4) trombositopeni saptandı. Trombositopenik hastaların, trombositopenik olmayanlara göre daha sık semptomatik olduğu (%85 / %58.7, p<0.001), hipoglisemi (%50 / %27.5, p<0.001), hipokalsemi (%8.9 / %2.9, p=0.022) ve konvülziyonun (%7.6 / %1.4, p=0.004) daha sık görüldüğü ve tedavide daha sık PET uygulandığı (%33.3 / %17.1, p=0.002) belirlendi. Polisitemik hastaların %24.4'ünde tiroid hormon testlerinde değişik derecelerde bozukluk saptandı ve 6 hastaya (%1.7) tiroid hormon replasman tedavisi gerekti. Sonuç: Polisitemi, yenidoğan popülasyonumuzda ciddi ve sık saptanan bir problem olarak görülmektedir. Hastaların yaklaşık 2/3'ü belirti verirken, 1/3 kadarında herhangi bir belirti saptanmamıştır. Hipoglisemi ve hiperbilirubinemi en sık görülen semptomlar, SGA olmak en sık görülen risk faktörü olarak öne çıkmaktadır. Özellikle riskli gruplarda hastaların polisitemi açısından yaşamın ilk saatlerinde taranması ve değerlendirilmesi; hastaların semptomatik olmadan yakalanması ve erken tedavi planlanması polisiteminin takibi açısından önemli görülmektedir. Tedavi seçiminde her bir hasta risk faktörleri ve klinikleri açısından irdelenmeli, ayrıca trombositopeni ve tiroid bozukluğunun eşlik edip etmediği araştırılmalı ve gereken hastalarda agresif tedavi göz önüne alınmalıdır.