Guillain-barré sendromunda demografik özellikler ve biyobelirteçlerin klinik seyirle ilişkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAKIRKÖY DR. SADİ KONUK SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NİLAY TAŞDEMİR HASANBAŞ

Danışman: Vildan Ayşe YAYLA

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

AMAÇ: Guillain-Barré sendromu (GBS), sıklıkla asandan ilerleyen kas güçsüzlüğüyle karakterize olan, heterojen klinik ve elektrofizyolojik özelliklere sahip immun aracılı akut bir polinöropatidir. Günümüzde çeşitli tedavi yöntemlerine rağmen GBS hastalarının önemli bir bölümünde kalıcı fonksiyonel defisitler görülmektedir. Erken dönemde hastalık seyrinin öngörülebilmesi, uygun tedavi yaklaşımlarının seçilmesi, hasta ve hasta yakınlarına hastalık prognozu hakkında tatmin edici cevapların verilebilmesi açısıdan önemlidir. Bu çalışmanın amacı, GBS'li hastaların demografik, klinik, laboratuar verileri ile hastalığın klinik sonuçları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve elde edilen bulgularla daha önce tanımlanmış olan prognostik faktörler dahil olmak üzere toplumumuzda geçerli olabilecek prognostik belirteçleri tanımlamaktır. GEREÇ ve YÖNTEM: GBS tanılı, IVIg ve/veya PD tedavisi gören 51 hasta çalışmaya dahil edildi. GBS'de prognostik modeller arasında yer alan, hastaneye başvuru sırasındaki MRC toplam skorunun kullanıldığı mEGOS ile GBS özürlülük skoru hesaplandı. Hastalar 6. ay GBS özürlülük skorlarına göre iyi ve kötü prognozlu olarak ikiye ayrıldı. Fonksiyonel bağımlılık, Katz indeksi kullanılarak değerlendirildi. Hastaların cinsiyeti, yaşı, öncül enfeksiyon öyküsü, otoantikor varlığı, sigara kullanımı, hiperglisemi, arterioskleroz varlığı ile hastane yatışı esnasında ilk 1 hafta içindeki serum laboratuar tetkikleri (sedimentasyon, albümin, CRP, TSH, T3, T4, GFR, nötrofil-lenfosit oranı, trombosit-lenfosit oranı, HDL, LDL, TG, B12 vitamini, Na, K, Cl, Ca, kan gazı [pH, HCO3, laktat]) ve ilk 14 gün içinde yapılan BOS proteini ve NSE düzeyleri kaydedildi. Bu parametreler ile hastaların prognozu ve fonksiyonel bağımlılığı karşılaştırıldı ve aralarında bir korelasyon olup olmadığı değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. P<0,05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 51,82±19,49 yıl ve 16'sı kadın (%31), 35'i (%68) erkekti. Erkeklerin kadınlara oranı 2,18 idi. Altıncı ay GBS özürlülük ve Katz indeksi skoru 0 ile 6 puan arasında değişmekteydi ve sırasıyla 1,57±1,66 ve 5,16±1,86 puandı. GBS özürlülük skoruna göre %80,4 (n=41) hasta iyi prognozlu iken, %19,6 (n=10) hasta kötü prognozluydu. Katz indeksi skoruna göre ise hastaların %88,2'si (n=45) fonksiyonel olarak bağımsız, %11,8'i (n=6) fonksiyonel olarak bağımlıydı. Fonksiyonel olarak bağımlı hastalarda arterioskleroz görülme oranı, geliş GBS özürlülük skoru ve CRP değerleri, fonksiyonel olarak bağımsız hastalara göre anlamlı derecede yüksekken albümin ve Ca değerleri ise düşüktü. Altıncı ay GBS özürlülük skoruna göre kötü prognozlu olan hastalarda da NLO, mEGOS, CRP ve albümin değerleri anlamlı derecede yüksek, Ca değeri düşük saptandı. Altıncı ay GBS özürlülük skoru ile, GFR ve Ca düzeyleri arasında negatif, NLO, CRP düzeyleri, mEGOS, geliş GBS özürlülük skorları arasında pozitif korelasyon bulundu. Katz indeksi skoruyla da yaş, CRP, geliş GBS özürlülük skoru arasında negatif, GFR, albümin ve Ca değerleri arasında pozitif korelasyon görüldü (p<0,05). Katz indeksi skoruna göre albümin, CRP, kalsiyum, arterioskleroz varlığı ve geliş GBS özürlülük skoru parametrelerinin etkilerini enter lojistik regresyon analizi ile değerlendirildiğinde, modelin istatistiksel olarak anlamlı (p=0,018) bulunduğu ve Negelkerke R square değerinin 0,47 olarak saptandığı, modelin doğruluk oranının (%85,1) olduğu görüldü. SONUÇ: Çalışmamız retrospektif ve küçük bir hasta popülasyonunda yapılmış olmakla birlikte farklı popülasyonlarda yaygın olarak prognostik öngörü için kullanılan mEGOS skorlama modelinin Türk popülasyonunda da kullanılabileceğini göstermiştir. Yine, GBS'de erken dönemdeki inflamasyon veya inflamatuar belirteçlerdeki değişikliklerle hastalık prognozu ve ileri dönemdeki fonksiyonel bağımlılık arasında bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ancak elde ettiğimiz veriler laboratuar temelli prognostik bir model oluşturmak için yeterli değildir. Bu veriler ışığında, prospektif ve daha geniş çalışmalarla GBS'de prognostik öngörü sağlayacak inflamatuar belirteçlerin bulunabileceğini düşünmekteyiz.