Ailevi Akdeniz Ateşi'nde kolşisin direnci ile serum kolşisin düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, GÜLHANE TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HALİL ORMAN
Danışman: Kemal Gökhan ULUSOY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Ailesel Akdeniz ateşi (FMF), steril peritonit, plevral inflamasyon, artrit ve / veya erizipel benzeri döküntü ile tekrarlayan ateş epizodları ile karakterize, monojenik, oto inflamatuar kalıtsal bir hastalıktır. Bu klinik epizotlar kendi kendini sınırlandırsa da, hastalar düşük yaşam kalitesi, kronik inflamasyonun bir sekeli olarak, böbrek yetmezliğine ve erken ölüme yol açabilen sekonder amiloidoz gelişme riski altındadır. Uygun dozlarda kullanıldığında kolşisin güvenli ve FMF tedavisinde etkilidir. Bununla birlikte, hastaların %5'inde terapötik dozlarda kolşisin tedavisine rağmen yeterli klinik cevap alınamaz. Kolşisin tedavisine dirençli olarak kabul edilen bu hastalarda alternatif olarak çeşitli biyolojki ajanlar, tedaviye eklenmektedir. Bu durum hem daha tehlikeli yan etki riski taşımakta ve tedavi maliyetlerini arttırmaktadır. Çalışmamızda kolşisin direnci olan Ailevi Akdeniz Ateşi hastalarında, tedavi cevabı iyi olan hastalara kıyasla, serum kolşisin düzeylerinde de bir farklılık olacağı ve bunun da ilaca cevabı etkileyen genetik bir polimorfizme veya tedaviye uyunç problemine bağlı olduğunun ortaya çıkarılmasını sağlayacağı hipotezini öne sürdük Çalışmaya Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Polikliniği'nde takip edilmekte olan kolşisin tedavisine dirençli 24 FMF hastası ve kolşisin tedavisine olumlu cevap veren 22 FMF hastası dahil edildi. Hastalar en az 4 saatlik açlığın ardından 3 mg kolşisin tedavilerini aldı. 90 dk sonra venöz kan örnekleri alındı. Hastaların kolşisin düzeyleri high performance liquid chromatomography (HPLC) ile ölçüldü. Kolşisin tedavisine olumlu cevap veren hasta grubunun serum kolşisin düzeyleri, direnç gösteren hastalara oranla, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak tespit edildi. Sonuç olarak, dikkatli bir kolşisin kullanım öyküsü ve/veya serum kolşisin düzeyi ölçümü ile gerçekten kolşisin direnci olan hastaların daha doğru tanımlaması yapılabilir ve hem hastalar gereksiz biyolojik ajan kullanımına maruz kalmadığı gibi ülke ekonomisine olan biyolojik ajan kullanım maliyeti gibi bir yükte de azalma sağlanabilir.