Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı ve tiroid disfonksiyonu olan kadınların sonraki gebelikleri ve yenidoğan sonuçlarına etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: YASEMİN ALBAYRAK KAYA
Danışman: Pınar KUMRU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan olgularda tiroid disfonksiyonu sıklığını ve bu durumun sonraki gebelik süreci ve yenidoğan üzerine olan etkilerinin araştırılması Materyal ve Metod: Çalışmamızın evrenini 01/06/2015-01/11/2020 tarihleri arasında Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran iki veya daha fazla gebelik kaybı ve tiroid fonksiyon bozukluğu olan olgular oluşturmaktadır. Tekrarlayan gebelik kaybı nedeniyle hastanemize başvuran 3827 kadın retrospektif olarak hastane otomasyon sistemi kayıtlarından incelendi. Tekrarlayan gebelik kaybı olgularından 1439'unun etiyolojisi açıklandı ve bu olgular çalışma dışı bırakıldı. Tekrarlayan gebelik kaybı olgularından 1606'sının verilerine ise ulaşılamadı. Çalışmaya dahil edilen açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan 782 olgu değerlendirildi. Bu olgulardan 201'inde tiroid disfonksiyonu mevcutken 581 olguda tiroid disfonksiyonu saptanmadı. Tiroid disfonksiyonu olan gruptan 99 kadının 22 hafta ve üzeri canlı doğumla sonuçlanan gebeliği ile tiroid disfonksiyonu olmayan gruptan 80 kadının 22 hafta ve üzeri canlı doğumla sonuçlanan gebeliği tespit edildi ve değerlendirildi. Çalışmamızda vakalarımızı 2 gruba ayırdık. Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı ve tiroid disfonksiyonu olmayan ve 22 hafta ve üzeri gebeliği olan olgular ilk grupta değerlendirilirken açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı ve tiroid disfonksiyonu olan ve 22 hafta ve üzeri gebeliği olan olgular ise ikinci grupta değerlendirildi. Çalışmanın kontrol grubunu ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine sahip olan ve tiroid disfonksiyonu olmayan olgular oluşturdu. Vaka grubunu oluşturan 99 olgudan 1 olguda overt hipotirodi ve 3 olguda hipertiroidi saptandı ve değerlendirme dışı bırakıldı. Subklinik hipotiroidisi olan 95 olgu değerlendirildi. Kontrol grubunda ise araştırma kriterlerine uygun olan 80 olgunun 1 'inde çoğul gebelik saptandı ve bu olgu çalışma dışı bırakıldı. Ardından iki grup arasında gebelik öncesi verileri, gebelik sonuçları, yenidoğan sonuçları ve postpartum maternal sonuçları hastane otomasyon sisteminden ve verileri yetersiz olan hastalarla ise telefon aracılı iletişim kurularak retrospektif şekilde incelenmiş ve sonuçlar SPSS ile analiz edilmiştir. Bulgular: Verileri değerlendirilen tüm tekrarkayan gebelik kaybı olgularımızdan %54,34'ünde gebelik kaybının nedeni açıklanamamıştır. Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan olguların %25.7'sinde tiroid disfonksiyonu saptanmış olup bu olguların %95,9'unda ise subklinik hipotiroidi saptanmıştır. Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı ve subklinik hipotiroidi olmayan grupta ortalama gravida sayısı 5,0±1,5 saptanmış iken açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olup subklinik hipotiroidi olan grupta ise 4.3± 1,2 olarak saptanmış olup aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p: 0.03). Her iki grupta HELLP sendromu, gestasyonel diyabetes mellitus , polihidramnios, oligohidramnios, dekolman plasenta, plasental invazyon anomalileri, kolestaz ve 20 hafta üzeri intrauterin ölüm gibi antenatal olumsuz gebelik sonuçlarının gelişmesi açısından istatistiksel olarak bir anlam saptanmamıştır (p>0,05). Subklinik hipotiroidi ve açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan grupta gebelikte hipertansif hastalık bulunma oranı %20 olarak bulunmuşken, diğer grupta bu oran %6,3 olarak saptanmıştır. Yani iki grup arasındaki hipertansif hastalık açısından olan bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,009). Her iki grup arasında yenidoğan doğum ağırlıkları açısından anlamlı bir fark saptanmış olup tiroid hastalığı olmayan grupta 3301,0±593,5 iken, diğer grupta 3147,4± 437,4 olarak daha düşük olarak belirlenmiştir (p=0,019). Ayrıca açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan olgularda, subklinik hipotiroidi olan grupta olmayanlara göre yaklaşık 3 kat hipertansif hastalık riskinin arttığını tespit edilmiştir (OR: 2.99 %95 CI 1.04-8.62; p:0.042). Yine istatistiksel anlamlı olarak tiroid hastalığı olup tedavi alan çalışma grubunda doğum ağırlığının tedavi almayan gruba göre daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Açıklanamayan tetkrarlayan gebelik kaybı olgularında gebelik öncesi TSH değerlerinin preeklampsi gelişimini tahmin etme performansı gösteren ROC (Receiver Operating Characteristic) analizi sonucuna göre TSH kesme değeri 1,63 mIU belirlenmiş olup TSH>1.63 mIU olup tedavi almayan grupta hipertansif hastalık gelişim oranı %35,7 iken TSH>1.63 mIU olup tedavi alan grupta bu oran %23,3 olarak saptanmıştır (p:0,001). Sonuç: Açıklanamayan tetkrarlayan gebelik kaybı ve subklinik hipotiroidi olan kadınların sonraki gebeliklerinde preeklampsi/eklampsi gelişimi üzerine etkisi bulunmaktadır. Özellikle gebelik öncesi TSH düzeyi >1.63 mIU ve üzerinde ise preeklampsi sıklığı daha fazla görülmektedir. Bu nedenle gebelik öncesi TSH düzeyi bu eşiğin altına indirilmeli ve tedavi ile bu hastalarda PE gelişiminin önlenebileceği düşünülmektedir.