Lateral dekübit pozisyonunda laparoskopik nefrektomi vakalarında düşük akım ve normal akım anestezilerinde oksijen rezerv indeks monitörizasyonu ile takip


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: HASAN TOKGÖZ

Danışman: Funda GÜMÜŞ ÖZCAN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç Laparoskopik nefrektomi operasyonlarında düşük-normal akım anestezi uygulamalarında oksijen rezerv indeksini değerlendirerek hastaların oksijen düzeylerinin daha hızlı belirlenmesi ve gerekli optimizasyonun daha hızlı yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem Etik kurul onayını takiben her iki grupta 24 hasta olarak şekilde toplamda 48 hastanın verileri prospektif olarak değerlendirildi. Hastalar düşük akım ve normal akım olarak 2 gruba ayrıldılar. Her 2 grup rutin monitörizasyon yöntemleri ve ORİ ile takip edildi. Hastaların sosyo-demografik özellikleri, Mekanik ventilasyon parametreleri (tidal hacim, dakika solunum sayısı, rezistans, I:E oranı, inspiratuar süre, inspiratuar O2 konsantrasyonu, inspiratuar ve ekspiratuar CO2 konsantrasyonu, inspiratuar ve ekspiratuar sevofluran konsantrasyonları, MAC), hava yolu basıncı (plato basıncı, tepe basınç, inspiratuar basınç, PEEP) değerleri anestezi cihazı verilerinden, Oksijen satürasyonu,Oksijen rezerv indeksi (ORİ),sistolik ve diastolik kan basıncı, kalp tepe atımı ve vücut sıcaklığı hasta monitöründen, pH, PO2 , PCO2 , SaO2 , HCO3 ,COHb, BE, glukoz, laktat ve elektrolit değerleri kan gazı analizinden elde edildi. Hemodinamik ve mekanik ventilasyon parametreleri entübasyon sonrası(T0), lateral dekübit pozisyonu verildikten sonra(T1), lateral dekübit pozisyonunda supin pozisyona döndükten sonra(T2) ve ekstübasyon sonrası(T3) kaydedildi. Hastalardan T0, T1, T2 ve T3 zaman kan gazı alındı. ORİ ve PaO2 değerleri zamanlar arasında ve gruplararasında kıyaslandı. Analizlerde iki yönlü (twotailed) testler kullanıldı ve p < 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular Gruplar arasında genel olarak hemodinamik, demografik ve klinik özellikler bakımından anlamlı fark bulunmadı. Oksijenasyon parametreleri açısından FiO₂ değerleri düşük akım grubunda normal akım grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.0001). Arteriyel PaO₂ ve ORİ değerleri ise normal akım grubunda düşük akım grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek seyretti (P=0.0015). SpO₂ değerleri her iki grupta da tüm ölçüm noktalarında yüksek ve stabil düzeyde kaldı; gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. ORİ ile arteriyel PaO₂ arasındaki ilişki incelendiğinde, başlangıç ölçümünde güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif korelasyon saptandı (Spearman r=0.843, p<0.001). Bu korelasyonun ilerleyen ölçüm noktalarında kademeli olarak zayıflamakla birlikte istatistiksel anlamlılığını koruduğu görüldü. Sonuç Genel anestezi uygulanan hastalarda oksijenizasyonun sürekli ve noninvaziv olarak izlenmesinde ORİ monitörizasyonu, AKG analizinin aralıklı ve gecikmeli sonuç vermesi ile SpO2'nin orta hipoksik-hiperoksik aralığı tanımlayamaması nedeniyle önemli bir tamamlayıcı parametre olarak öne çıkmaktadır. Laparoskopik nefrektomi uygulanan hastalarda düşük ve normal akım anestezisini karşılaştırdığımız çalışmamızda, ORİ ile PaO₂ arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanmış; düşük akım anestezisi grubunda da her iki parametre birbirine paralel seyrederek normal klinik düzeylerde kalmıştır. Bu bulgular, ORİ'nin düşük akım anestezisinde PaO₂ için güvenilir bir yol gösterici olduğuna ve oksijen tedavisinin bireyselleştirilmesine önemli katkı sunduğuna işaret etmektedir. Bu doğrultuda ORİ monitörizasyonunun, ekolojik ve ekonomik avantajlarıyla öne çıkan düşük akım anestezi yöntemlerinin daha güvenle uygulanmasına olanak tanıyarak klinisyenlerin bu konudaki endişelerini azaltabileceği kanısındayız.