Orta ve şiddetli psoriasiste biyolojik ajan kullanımının karotid arter intima media kalınlığı ve hepatosteatoz derecesi üzerine etkisinin incelenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HARİKA ÖDEMİŞ
Danışman: Burçe CAN KURU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Günümüzde psoriasis, yalnızca deriye sınırlı bir rahatsızlık olarak değil; pek çok komorbiditenin de eşlik ettiği, immün sistem aracılı kronik sistemik inflamatuar bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Psoriasisin immünopatogenezinde yer alan Th1 ve Th17 lenfositler ve bunların aktivasyonuyla salınan TNF-alfa, IL-17, IL-12, IL-23 gibi pro-inflamatuar sitokinler; kronik düşük seviyede sistemik bir inflamasyona neden olurlar. Psoriasisli hastalarda görülen, vasküler ve metabolik bozukluklarla ilişkili komorbiditelerinin gelişiminde; bu kronik sistemik subklinik inflamasyonun etkili olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle psoriasis tedavisinde kullanılan sistemik ilaçların, sistemik anti-inflamatuar etkileri sayesinde; psoriatik deri lezyonlarının yanı sıra, psoriasisin sistemik inflamasyonla ilişkili önemli komorbiditelerinden olan ateroskleroz ilişkili hastalıkların ve alkolik olmayan yağlı karaciğer hastalığının (NAYKH) önlenmesinde ve/veya kontrol altına alınmasında etkili olabilecekleri düşünülmektedir. Literatürde; psoriasisteki kronik sistemik inflamasyonu baskılayarak etki gösteren biyolojik ajanların, subklinik aterosklerozun göstergesi olan karotid arter intima media kalınlığı (KİMK) artışı ve NAYKH varlığının göstergesi olan hepatosteatoz üzerine etkilerini inceleyen çok az sayıda çalışma mevcuttur. Biz bu çalışmamızda; biyolojik tedavilerden anti-TNF-alfa grubu (adalimumab, sertolizumab pegol), anti-IL-12/23 grubu (ustekinumab) ve anti-IL-17 grubu (sekukinumab, iksekizumab) ajanların 6 aylık kullanımı sonrasındaki KİMK ve hepatosteatoz derecesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız; tek merkezli, prospektif, gözlemsel bir kohort araştırması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız; Ocak 2021 ile Ocak 2022 tarihleri arasında, Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği'nde biyolojik tedavi başladığımız, gerekli çalışma kriterlerini karşılayan 34 orta ve şiddetli psoriasis hastası dahil edilmiştir. Hastalar kullandıkları biyolojik ajana göre gruplara ayrılmış; 7'si anti-IL-12/23 (ustekinumab) grubunda, 9'u anti-TNF-alfa (adalimumab, sertolizumab pegol) ve 18'i de anti-IL-17 (sekukinumab, iksekizumab) grubunda yer almıştır. Tedavi öncesinde, hastaların bireysel özellikleri olan; yaş, cinsiyet, gebelik/emzirme durumu, sigara-alkol kullanımı, hastalık başlangıç yaşı ve süresi, eşlik eden hastalıkları ve önceki tedavileri sorgulanmış; boy, kilo, bel çevresi ölçümü yapılmış, VKİ ve PAŞİ skoru hesaplanmıştır. Tedavi başlangıcındaki ve 6. ayındaki KİMK'ları ve hepatosteatoz dereceleri USG inceleme ile değerlendirilip, karşılaştırılarak; biyolojik ajanların bu parametreler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ayrıca bu hastalarda, biyolojik ajan kullanımının; KİMK ve hepatosteatoz ilişkili biyokimyasal laboratuvar parametrelerinden olan CRP, KCFT ve lipid profilinin düzeyleri üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Bulgular: İstatistiksel analizlerde, ilaç gruplarının, bireysel özellikler ve PAŞİ skorları açısından homojen oldukları görüldü. Tüm hastaların KİMK'ları değerlendirildiğinde; tedavinin 6. ayında, başlangıca göre istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı bir azalma olduğu saptandı (p 0,05). İlaç gruplarının KİMK'larındaki değişimler karşılaştırıldığında ise; anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). Tüm hastaların hepatosteatoz dereceleri değerlendirildiğinde; tedavinin 6. ayında, başlangıca göre istatistiksel olarak yüksek düzeyde anlamlı bir azalma olduğu saptandı (p 0,05). İlaç gruplarının hepatosteatoz derecelerindeki değişimler karşılaştırıldığında ise; istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edildi (p 0,05). KİMK değişimleri, hepatosteatoz derecesi değişimleri ve laboratuvar parametreleri değişimleri arasında gerçekleştirilen korelasyon analizlerinde ise; istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilemedi (p>0,05). Sonuç: Çalışmamız; biyolojik ajan gruplarının, psoriasisin kronik sistemik inflamasyonla ilişkili önemli komorbiditelerinden ateroskleroz ve NAYKH üzerine etkilerini beraberce inceleyip, karşılaştıran ilk çalışma olması nedeniyle değerlidir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre, psoriasis tedavisinde kullanılan biyolojik ajanların; sistemik kronik inflamasyonu baskıladıkları için KİMK'yı ve hepatosteatozu azaltıcı etkilerinin olabileceğini düşünmekteyiz. Daha kapsamlı çalışmalar gerekmekle birlikte; biyolojik tedavilerin psoriatik deri lezyonlarının yanı sıra, özellikle uzun vadede psoriasisin kronik sistemik inflamasyon ilişkili komorbiditelerinden aterosklerotik hastalıklar ve NAYKH üzerine de olumlu etkilerinin olabileceği kanaatindeyiz.