İç hastalıkları servisine yatan hastalarda ciddi hiponatremi görülme sıklığı, nedenleri, başvuru semptomları ve yatış süresi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL PROF. DR. CEMİL TAŞÇIOĞLU ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AHMET TEMEL KILAVUZ

Danışman: Özgür ALTUN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Hiponatremi hastanede yatan hastalarda en sık karşılaşılan elektrolit bozukluğudur. Çalışmamızda hastanede yatan ve ciddi hiponatremi tespit edilen hastaların klinik ve demografik özelliklerini analiz ederek hiponatreminin görülme sıklığını, risk faktörlerini ve etiyolojisini belirlemeyi amaçladık. Ciddi hiponatreminin hastaneye yatış süresi ve mortalite üzerindeki etkisini inceleyerek bu elektrolit bozukluğunun hasta prognozu ile olan ilişkisini değerlendirmeyi hedefledik. Ayrıca hiponatremiye yatkınlık oluşturan faktörleri belirleyip bu konuda farkındalık yaratarak erken tanı ve önleyici yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçladık. Bu kapsamda iç hastalıkları servisine yatan hastalar arasında serum sodyum düzeyi 120 mEq/L ve altında olanların başvuru semptomları, kronik hastalıkları, etiyolojileri ve laboratuvar parametreleri incelenerek hiponatremiye yatkınlık oluşturan faktörleri belirleyip ciddi hiponatremiyi önlemeye yönelik stratejilere katkı sağlamayı planladık. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak tasarlanan çalışmamız için etik kurul onayı alındıktan sonra SBÜ Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Servisi'nde 01/01/2022 ile 31/12/2023 tarihleri arasında yatan ve laboratuvar tetkiklerinde serum sodyum düzeyi 120 mEq/L'den düşük 18 yaş ve üzeri hastalar dahil edildi. Biyokimya tetkiklerinde düzeltilmiş serum sodyum düzeyi 120 mEq/L ve üzeri olan hastalar, 18 yaşından küçük olanlar, gebeler ve eksik verisi olan hastalar çalışmadan çıkarıldı. Ciddi hiponatremisi olan hastaların demografik özellikleri, başvuru semptomları, kronik hastalıkları, laboratuvar değerleri, volüm durumları, yatış süreleri ve hastane çıkış şekilleri incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 236 hastanın yaş ortalaması 72,5 ± 13,7 yıl olup %69,5'ini kadınlar oluşturuyordu. İç hastalıkları servisine ciddi hiponatremi ile yatan hastaların başvuru anında serum sodyum düzeyi ortalama 114,4 ± 4,9 mEq/L, çıkış düzeyi ise ortalama 131,0 ± 5,4 mEq/L idi. Hastaların ortalama yatış süresi 8,1 ± 11,7 gün olup ölen hastalarda bu süre 29,1 ± 36,6 gün ile anlamlı şekilde daha uzundu; salah ile taburcu edilenlerde ise 7,2 ± 7,5 gündü (p<0,001). Klinik sonlanım açısından değerlendirildiğinde salah ile taburcu edilen hastaların oranı %87, YBÜ'ye sevk edilen hastaların oranı %8 ve ölen hastaların oranı %5 olarak saptandı. En sık eşlik eden komorbiditeler esansiyel hipertansiyon (%78,4), diyabetes mellitus (%42,8), iskemik kalp hastalığı (%25,8), konjestif kalp yetmezliği (%23,3) ve malignite (%21,6) idi. En sık başvuru semptomları bulantı (%43,2), kusma (%33,1) ve halsizlik (%28,8) idi. Hastaların %57,6'sında semptomlar şiddetli olarak değerlendirildi. Volüm durumlarına göre dağılımda hastaların %40,3'ü hipovolemik, %31,3'ü hipervolemik ve %28,4'ü övolemik olarak değerlendirildi. Hipervolemik hastalarda ortalama yatış süresi 9,5 ± 8,6 gün ile hipovolemik gruba göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0,001). Semptom profili volüm durumuna göre anlamlı farklılık gösterdi; hipervolemik hastalarda nefes darlığı (p<0,001), hipovolemiklerde konuşma bozukluğu (p=0,025), övolemiklerde ise halsizlik daha yaygındı (p=0,028). Hipovolemik hastalarda ciddi hiponatreminin en sık nedeni diüretik kullanımı (%73,7), övolemiklerde uygunsuz ADH salınımı sendromu (%94), hipervolemiklerde ise konjestif kalp yetmezliği (%48,6) idi. Hastaların %79,7'sine hipertonik salin, %30,5'ine sıvı kısıtlaması, %23,7'sine diüretik tedavi, %18,6'sına izotonik salin ve %11,9'una tolvaptan tedavisi uygulandı. Hipovolemik grupta izotonik sıvı tedavisi (p<0,001), hipervolemik grupta ise diüretik tedavi (p<0,001) ve hemodiyaliz uygulamaları (p=0,018) anlamlı düzeyde yüksekti. Yoğun bakım ünitesine (YBÜ) sevk edilen hastalarda çıkış serum sodyum düzeyleri anlamlı derecede düşüktü (p<0,001). Ölen hastalarda TSH düzeyleri yüksek (p=0,025), serbest T4 düzeyleri düşük (p=0,009); ürik asit ve LDL düzeyleri ise yüksek bulundu (p=0,012 p=0,044). Salah ile taburcu olanlarda üre, potasyum ve ürik asit düzeyleri düşük (p=0,005 p<0,001 p=0,012); total protein düzeyi yüksek saptandı (p=0,002). ROC analizine göre total protein düzeyinin 51,6 g/L ve altında olması, YBÜ'ye gidiş veya ölüm riskini öngörmede anlamlı bulundu (AUC: 0,699; p=0,002). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde hipervolemik hiponatremi, hipovolemik hiponatremiye göre YBÜ'ye gidiş veya ölüm açısından 6,906 kat daha yüksek riskle ilişkili bulundu (OR: 6,906; %95 CI: 1,034–46,121; p=0,046). Serum sodyum düzeyinin ≤127 mmol/L olması da risk artışıyla ilişkiliydi (p<0,001). Sonuç: Bulgularımız ciddi hiponatreminin prognozunun yalnızca serum sodyum düzeyiyle değil; volüm durumu, komorbiditeler ve biyokimyasal belirteçlerle de yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ciddi Hiponatremi, Etiyoloji, Semptom, Volüm Durumu.