Psödotümör serebri sendromu tanılı çocuk hastaların retina sinir lifi kalınlığı ve optik sinir kılıf çapı ölçümünün sağlıklı çocuklarla kıyaslanması ve tedavi sonrası değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: RANA YAVAŞ

Danışman: Arzu YILMAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Psödotümör serebri sendromu (PTSS), çocukluk çağında kalıcı görme kaybına yol açabilen, erken tanı ve yakından izlem gerektiren önemli bir klinik tablodur. Tanıda altın standart yöntem beyin omurilik sıvısı (BOS) açılış basıncı ölçümü olsa da bu yöntem girişimsel olması ve çeşitli faktörlerden etkilenmesi nedeniyle sınırlılıklar taşımaktadır. Bu çalışmada, girişimsel olmayan yöntemler olan optik koherans tomografi (OKT) ve oküler ultrasonografi (OUSG) bulgularının birlikte değerlendirilmesiyle, BOS basıncı ölçümü yapılmaksızın çocuk hastalarda PTSS tanısının konulabilirliği araştırılmıştır. Ayrıca, PTSS tanısı almış hastalarda OKT ile retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı ve OUSG ile optik sinir kılıf çapı (OSKÇ) ölçümlerinin hastalığın takibindeki katkılarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif vaka-kontrol çalışmasına, 20.12.2024–20.08.2025 tarihleri arasında intrakraniyal basınç artışı bulguları ile başvuran ve Friedman kriterlerine göre PTSS tanısı alan 18 yaş altı 21 hasta ile aynı yaş ve cinsiyetteki 21 sağlıklı çocuk dahil edildi. Tüm olguların ayrıntılı nörolojik ve oftalmolojik değerlendirmeleri yapıldı; hastalarda RSLT kalınlığı OKT ile, OSKÇ ise OUSG ile ölçüldü. PTSS grubunda üç aylık tedavi takibi sonunda kontrol ölçümleri tekrarlandı. Analizler SPSS 26.0 programı ile yapıldı ve %95 güven düzeyinde çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 21 PTSS hastasının %66,7'si kız (n=14) ve %33,3'ü erkekti; yaş ortalaması 11,33±3,25 yıl idi ve olguların büyük kısmı pubertal dönemdeydi. Papilödem ile RSLT kalınlığı arasında nazal superior hariç tüm kadranlarda istatiksel olarak anlamlı orta–güçlü pozitif korelasyon izlendi (p 0,05). OSKÇ ile hem papilödem hem de BOS açılış basıncı arasında istatiksel ilişki bulunmadı (p>0,05). Hasta grubunun RSLT Global (G) ortalama 127,6±39,63 mikrometre (µm) olup kontrol grubuna (101,19±9,23 µm) kıyasla belirgin olarak daha yüksekti (p<0,05). Üç aylık tedavi sonrasında RSLT G 105,62±21,28 µm'ye düştü ve tüm kadranlarda istatistiksel olarak anlamlı azalma izlendi (p<0,05). OSKÇ ölçümlerinde ise hasta grubunda 6,45±0,97 milimetre (mm), kontrol grubunda 5,21±0,46 olup anlamlı biçimde daha yüksek bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında da ortalama 6,1±1,07 mm saptandı ve anlamlı derecede düşüş izlendi (p<0,05). Sonuç: Çalışmamız pediatrik PTSS'de intrakraniyal basınca bağlı yapısal değişiklikleri RSLT ve OSKÇ ölçümlerini eş zamanlı değerlendirerek ortaya koymuş; hasta grubunda RSLT kalınlığının belirgin biçimde arttığını, üç aylık tedavi sonrasında ise tüm kadranlarda anlamlı azalma gösterdiğini ortaya çıkarmıştır. OSKÇ değerleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuş ve tedavi sonrası belirgin küçülme izlenmiştir. Bu bulgular, çocukluk çağı PTSS'de RSLT ve OSKÇ'nin tanısal ve izlem amaçlı invaziv olmayan biyobelirteçler olarak kullanılabileceğini desteklemektedir. Geniş örneklemlerle yapılacak ve uzun dönem takip çalışmaları ile RSLT ve OSKÇ dinamiklerinin daha iyi anlaşılabilir. Ölçümlerin standardizasyonu ve pediatrik popülasyona özgü normal referans aralıklarının oluşturulması, PTSS tanı ve tedavi algoritmalarının güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Optik sinir kılıf çapı, pediatrik psödotümör serebri sendromu, retina sinir kılıf tabakası kalınlığı