Çölyak hastalarında otoimmun poliglanduler sendrom sıklığı


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ÜMRANİYE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SENEM KUŞAKSIZOĞLU KARA

Danışman: Sema BASAT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Otoimmun hastalık tanısı almış bireylerde diğer otoimmun hastalıklara yatkınlık artmaktadır. Biz de çalışmamızda çölyak hastalığı (ÇH) tanısı almış bireylerde eşlik eden diğer otomimmun hastalıkların sıklığını ve tiplerini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma hastanesi İç Hastalıkları Polikliniğine başvuran 18 yaş üstü çalışmaya dahil olmayı kabul eden 102 hasta çalışmaya alınmıştır. Anti gliadin antikor (AGA), doku transglutaminaz antikor (TTG), anti endomisyum antikorları taranmış, endoskopisi yapılmış ve modifiye Marsh skorlamasına göre çölyak tanısı almış hastaların anamnez, fizik muayene ve laboratuvar tetkik sonuçları prospektif olarak incelenmiş ve bilgileri kaydedilmiştir. Hastalarda tiroid stimülan hormon (TSH), serbest T4 (fT4), serbest T3 (fT3), Anti-TPO, Anti-TG, IgA, glukoz, hemogram, demir, UIBC, folat, vitamin B12, vitamin D, kalsiyum, fosfor, parathormon, sabah kortizolü ve ek olarak tip 1 diyabetiklerde Anti-GAD antikoru değerlendirilmiştir. Çalışmaya tip 2 diyabetes mellitus (DM) tanılı hasta dahil edilmemiştir. Bulgular: Çalışmamızda 18-68 yaş aralığında 102 adet çölyak hastası değerlendirilmiştir. Hastaların yaş ortalaması 36,31±11,63 olarak belirlenmiştir. Erkeklerin yaş ortalaması 36,41±11,67, kadınların yaş ortalaması ise 35,9±11,78'dir. Değerlendirilen hastaların %80,39'u kadın, %19,61'i ise erkektir. Tanı öncesi en sık şikâyetin %57,84'lük oran ile şişkinlik/gaz olduğu saptanmıştır. Bunu %49,02 oran ile ishal/kabızlık ve %46,08 oran ile karın ağrısı takip etmektedir. Hastaların %33,33'ünde folat, %17,65'inde vitamin B12, %90,2'sinde vitamin D eksikliği saptanmıştır. %29,41 hastada ise demir eksikliği anemisi saptanmıştır. Glutensiz diyet (GFD) uygulayan ve diyet uyumu sağlayamayan hastalar karşılaştırıldığında hem şikâyet sayısı hem de demir eksikliği, vitamin B12 eksikliği, folat eksikliği görülme sıklığı açısından diyet uyumu yüksek hastaların daha avantajlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre folat eksikliği (p=0,003), vitamin B12 eksikliği (p<0,001), karın ağrısı şikâyeti (p=0,012), kilo kaybı şikâyeti (p=0,001), şişkinlik/gaz şikayetleri (p=0,008), ishal/kabızlık (p<0,001) ve aktif yakınma sayısı (p<0,001) parametreleri ile diyet uyumu arasında istatistiki anlamlı ilişki saptanmıştır. Diyet uyumu yüksek kişilerde vitamin eksikliğinin daha az görüldüğü ve şikâyet sayısının daha az olduğu gösterilmiştir. Hastalarda tedaviye uyum oranı %79,41 olarak saptanmıştır. Hastalar tedavi başlangıcından ortalama 19,83 hafta sonra tedaviye yanıt vermişlerdir. Hastalarda ÇH'ye en sık %29,41'lik oranla otoimmun tiroid hastalıkları (OTH) eşlik etmektedir. Bunu, %2,94'lük oranla adrenal yetmezlik, kronik hipoparatiroidi ve psöriazis izlemektedir. Hastaların %25,49'unda otoimmun poliglanduler sendrom (OPS) saptanmıştır. %0,98 hastada OPS tip 1, %0,98'inde tip 2, %11,76'sında tip 3, %11,76'sında tip 4 mevcuttur. Sonuç: Biz bu çalışmada ÇH'ye en sık OTH'nin eşlik ettiğini gösterdik. Beraberinde daha az sıklıkla olmak üzere addison hastalığı (AH), hipoparatiroidi ve psöriazis hastalığını da saptadık. Çoğu otoimmun hastalıkta olduğu gibi ÇH'de de diğer otoimmun hastalıkların görülme sıklığı artmıştır. Otoimmun hastalıkların kombinasyonu olan otoimmun poliglanduler sendromun da ÇH'de sıklığının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlarda daha sık saptanmakta olan ÇH, vitamin ve mineral eksikliklerinin sık görüldüğü emilim bozukluğu ile seyreden bir hastalıktır. Bu sebeple hastalar vitamin ve mineral eksiklikleri açısından yakın izlem altında tutulmalıdır. Diyete uyum göstermeyen kişilerde bu eksiklikler daha sık görülebildiğinden diyet uyumunu arttırıcı tedbirler tedavinin en önemli parçalarından biri olarak değerlendirilmelidir.