MEFV mutasyonu olan ve olmayan FMF hastalarının klinik bulguları, tanı ve tedavi süreçlerinin retrospektif analizi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: HATİCE KÜBRA YERİŞENOĞLU DEMİR

Danışman: Cemal BES

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA), ataklarla seyreden ve MEditerranean FeVer gen (MEFV) mutasyonlarıyla ilişkili monogenik bir otoinflamatuar hastalıktır. Bununla birlikte, genetik olarak MEFV negatif olan olgular da klinik olarak AAA tanısı almakta, ancak bu grupta tipik dışı fenotiplerin daha sık görülmesi tanısal güçlükler yaratmaktadır. Bu çalışmada, AAA ile takipli olup MEFV gen mutasyonu olan ve olmayan hastaların demografik, klinik, tanısal süreç ve fenotipik varyasyonlarının retrospektif olarak karşılaştırılması; özellikle MEFV negatif olgularda tanısal zorluklara yol açan özgün fenotipik özellikleri ortaya koyarak, ayırıcı tanı sürecine katkı sağlamak ve klinik yönetimin iyileştirilmesine ışık tutmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Retrospektif, tek merkezli, kesitsel olarak yürütülen bu çalışmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Romatoloji Kliniği'nde Ekim 2020 ile Kasım 2024 tarihleri arasında takip edilen 500 AAA hastası dahil edildi. Hastalar genetik test sonuçlarına göre iki gruba ayrıldı: MEFV pozitif (n=412) ve MEFV negatif (n=88). Tipik ekzon 10 mutasyonları olan hastalar MEFV pozitif olarak sınıflandırılırken, mutasyonu olmayan artık polimorfizm kabul edilen ekzon 2 mutasyonu olanlar (ör., R202Q ve E148Q) MEFV negatif olarak kategorize edildi. Demografik özellikler, klinik belirtiler ve tedavi rejimlerini kapsayan veriler, doğrudan görüşmeler ve hasta kayıtları yoluyla toplandı. Klinik ve laboratuvar özellikleri, tedavi yanıtları ve tanısal gecikmeler analiz edildi. Klinik değerlendirmede klasik bulguların yanı sıra daha nadir veya ayırıcı tanıda güçlük yaratan bulgular da incelendi. Bulgular: Çalışmaya katılan MEFV pozitif hastaların 231'i (%56,1) ve negatif hastaların 64'ü (%72,7) kadın cinsiyette olup farklı bulundu (p=0.002). MEFV negatif grupta tanı yaşı (ortanca 26 vs 14 yıl, p=0,021) anlamlı olarak daha geçti. Tipik semptomlar (ateş, peritonit, plörit, erizipel benzeri lezyon (EBL)) her iki grupta da benzer oranlarda görüldü. Artrit MEFV pozitif grupta daha sık iken, MEFV negatif grupta perikardit daha sık saptandı (%46,1 vs. 59.3; p=0.018). Ayrıca MEFV pozitif gruba kıyasla negatif grupta atipik semptomlar olan uzun atak (%16,5 vs 27.3, p=0.016), ürtiker (%7 vs 17, p=0.004), soğuk ürtiker (%0,5 vs 3.4, p=0.040), boğaz ağrısı (%10,7 vs 28.4, p<0.001), tonsillofarenjit (%6,6 vs 17, p=0.003), gezici rash (%0,5 vs 3.4, p=0.040), tekrarlayan oral aft (%20,4 vs 34.1, p=0.005) ve folikülit (%6,3 vs 19.3, p<0.001) daha sık saptandı. Amiloidoz sıklığı ve ailede AAA öyküsü MEFV pozitif grupta daha fazla bulundu (p=0.026 ve p<0.001). Sonuç: Bu çalışma, AAA hastalarında, özellikle MEFV mutasyonu olmayanlarda gözlenen önemli klinik heterojenliği vurgulamaktadır. Ateş ve serozit gibi tipik AAA semptomları hem MEFV pozitif hem de MEFV negatif gruplarda sık görülürken, MEFV negatif grupta ürtiker, tonsillofarenjit ve daha uzun atak süreleri gibi atipik ve diğer otoinflamatuar hastalıklarda görülen özelliklerin görülmesi dikkat çekicidir. MEFV negatif hastalarda uzayan tanı süreçleri, yeni nesil dizileme ve kapsamlı otoinflamatuar hastalık panelleri gibi ileri tanı araçları gerektiren atipik klinik varyasyonların yarattığı zorlukları yansıtmaktadır. Bu araçlar, overlap sendromların belirlenmesine ve tanısal doğruluğun iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Yine MEFV pozitif hastalarda da eşlik eden atipik bulgular başka bir otoinflamatuar hastalığın eşlik ettiği mikst otoinflamatuar hastalık (MAID) açısından NGS ile ileri tetkik açısından yönlendirebilir. Böyle bir yaklaşım, klinik sonuçların iyileştirilmesi, tanısal gecikmelerin en aza indirilmesi ve sağlık hizmeti maliyetlerinin azaltılması için kritik öneme sahiptir.