Non-alkolik yağlı karaciğer hastalığında tiyol-disülfid homeostazının hastalık aktivasyonu ile ilişkisi var mıdır?


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ADANA TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MERT KARAÇAY

Danışman: Hilmi Erdem SÜMBÜL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD), karaciğerde alkol kullanımından bağımsız olarak anormal miktarda yağ birikimi ile giden, steatohepatit, karaciğer sirozu, hepatosellüler kansere kadar uzanan geniş kliniklerle görülebilen hastalıktır. Az veya hiç alkol tüketimi olmayan hastalarda, hepatositlerin %5'inden fazlasında steatoz varlığının bulunması ile tanı alır. NAFLD gelişiminde serbest oksijen radikallerinin oluşumu ve hepatositler üzerinde oluşturduğu hasar da önemli bir mekanizma olarak kabul edilmektedir. Çalışmamızda NAFLD nedeniyle artan serbest oksijen radikallerinin tiyol-disülfid homeostazını etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu sayede NAFLD hastalarının erken evrede tanı alması ve fibrozis progresyonun yavaşlatılması açısıdan uygun yaklaşımlarda bulunabilecek zamanın kazanılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif, tek merkezli olacak şekilde planlandı. S.B.Ü Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları veya Gastroenteroloji polikliniklerine 30 Mayıs 2024 -30 Aralık 2024 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üstü ve 75 yaş altı NAFLD, NASH tanısı olan, gönüllü olup aydınlatılmış onam alınan 120 hasta alındı. NAFLD tanılı hastalar NAS-CRN skorlama sistemine göre Non-NASH, Fibrozis Evre 0-1, Fibrozis Evre 2-3 olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Her gruptan 40'ar hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar ile aynı yaş, cinsiyet ve VKI 'de olan 30 kişi kontrol grubu olarak alındı. Toplamda 150 kişi çalışmaya dahil edildi. Gönüllü olmayan hastalar, 18 yaş altı ve 75 yaş üstü hastalar, kalp hastlığı, endokrinolojik hastalığı, nefrolojik problemleri, akciğer hastalığı, inflamatuar hastalığı, hematolojik hastalığı, malignitesi, gebeliği, Hba1c düzeyi >9.5 ve kronik alkolizmi olan kişiler çalışmadan dışlandı. Tarama öncesi E vitamini veya Omega-3 kullanan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Statin veya fibrat kullanan hastalardan son 3 ayda sabit dozda kullananlar çalışmaya dahil edildi. Non-NASH grubuna; FİB-4 skoru 1.3' ün altında olan veya KpA düzeyi 8' in altında olup Alt, Ast, normal seviyelerde olan hastalara biyopsi yapılmadan dahil edilirken, biyopsi yapılan ve fibrozis görülmeyen hastalar da dahil edildi. Hastaların, hemogram sonuçları (beyaz küre, hemoglobin, trombosit sayıları); glukoz, Hba1c, üre, kreatnin, sodyum, potasyum, kalsiyum, albümin, alt, ast, ggt, alp, total bilirubin, direkt bilirubin, trigliserit, hdl, ldl,crp gibi biyokimyasal parametreleri; INR düzeyi gibi tetkikleri yapıldı. Hastaların karaciğer elastografi tetkikleri not alındı ve FİB-4 skorları hesaplandı. Alınan venöz kanlar vakit kaybetmeden Nüve marka NF 800R model santrifüj cihazında 10 dakika 4000 rpm santrifüj edilerek serum kısımları ayrıştırıldı. Elde edilen serum örnekleri çalışma yapılacağı zamana kadar eppendorf tüplerine konularak -80 derecede saklandı. Numune toplama aşaması tamamlandıktan sonra serum örnekleri çalışılmak üzere dış merkeze gönderildi. Tiyol/Disülfid homeostazı, Erel ve Neselioğlu tarafından geliştirilen yöntemle otomatik ve spektrofotometrik kullanılarak ölçüldü. Ticari kit (Rel Assay Diagnostics) kullanılarak total tiyol, native tiyol ve disülfid düzeyleri tespit edildi. Bulgular: Çalışma grupları, sağlıklık kontrol grubu, Non-nash grubu, Fibrozis 0-1 grubu ve Fibrozis 2-3 grubu olarak dörde ayrıldı. Çalışma gruplarının demografik verileri değerlendirildiğinde BMI ve bel çevresi değerleriyle gruplar arasında x istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olduğu tespit edildi (sırasıyla p 8,6; <330,9 alındığında; Fibrozis 2-3 öngörmede Elastografinin sensitivitesi %85, spesifitesi %89; Total tiyolun ise sensitivitesi %72, spesifitesi %87 olarak belirlendi. Sonuç: Çalışmamızda NAFLD hastalık aktivasyonu ile tiyol-disülfid homeostazı arasındaki ilişki incelenmiştir. Kontrol grubuna kıyasla non-nash, fibrozis 0-1, fibrozis 2-3 gruplarında total tiyol ve native tiyol düzeylerinin daha düşük saptanırken disülfid düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Bu da NAFLD gelişiminde oksidatif stresin önemli patofizyolojik mekanizmalardan biri olduğunun göstergesidir. Mevcut çalışma NAFLD hastalarında TDH' nin bozulduğunu göstermektedir. Çalışmamızın sonucunda fibrozisi evre 2-3 düzeyinde saptamak için karaciğer elastografi kadar etikili olmasa da TDH' nin alternatif olarak kullanılabilecek biyobelirteçlerden biri olduğunu düşünmekteyiz.